Her şeyin bir bedeli var...
İyiliğin de kötülüğün de...
Er ya da geç
herkes yaptığının karşılığını
buluyor...
Zamana bırakmak
lazım...
İyi insan da kötü de
eninde sonunda
kendini ele veriyor...
Ve kazanan
sonunda hep iyiler oluyor...
Bugünkü, Gerçek kaybeden öykümle
baş başa bırakıyorum sizleri...
* * *
Sıtkı Bey, banka müdürlüğünden
emekli olduktan sonra baba toprağı diye
memleketine dönmüştü. Hiç evlenmemişti. Memlekette
de uzaktan birkaç akrabasının dışında kimse kalmamıştı, ama
yakın arkadaşları vardı. Fikret ve Recep le
ilişkilerini hiç koparmamış,
biraz da onların
ısrarıyla memleketine yerleşmişti.
Babadan kalma iki katlı
bahçeli evini önceden tamir ettirmişti.
Ankara dan getirdiği eşyalarla
o eski evin bütün çehresi değişmişti.
Komşuları da iyiydi. Hele, Sefil Osman
bir başkaydı. İlçedeki bazı insanlar,
Sefil Osman dan uzak durmalarını
istese de onların sözüne önem vermedi. Çekemiyorlar
diye yorumladı.
Sefil Osman, Sıtkı Beyin en yakın arkadaşı olmuştu. Nereye gitse yanındaydı. Çocukluk arkadaşları Fikret ve Recep;
Sefil Osman a bozuluyordu ama Sıtkı Bey üzülsün istemiyorlardı.
Sıtkı Beyin, bir dediğini iki etmeyen ve
saygıda asla kusurda bulunmayan
komşusu Sefil Osman a her şeyiyle güvendi.
Hatta, Sefil Osman a
noterden genel vekaletname bile verdi. Bazen hasta olduğunda
emekli maaşını Sefil Osman bankadan alıyordu. Vekaletnamede alım ve satım yapabileceğine dair madde bile vardı.
Sıtkı Bey, her cumartesi akşamı olduğu gibi
çocukluk arkadaşı Fikret ve Recep le buluştu. O akşam Sefil Osman
yemeğe gelmedi. Bir akrabasının düğününe
gideceğini söylemişti. Fikret, Sefil Osman ın yokluğundan
yararlanarak, arkadaşı Sıtkı ya
onun nasıl bir insan olduğunu anlatacaktı. Sıtkı dedi. Herkesin Sefil dediği Osman ın lakabı Rezil dir. Şundan uzak dur. Sıtkı Bey,
Sefil Osman ın bir yanlışlığını görmediğini söyleyerek,
konuyu kapatmasını istedi. Fikret Ama... diye devam edecek oldu,
Sıtkı Bey, konuyu değiştirdi.
Geç vakit olmuştu. Recep ve Fikret aynı mahallede oturuyordu. Sıtkı Beyin evi lokantaya yakındı. O yürüyerek eve geçti. Recep ve Fikret ise
taksiyle gitti.
Sıtkı Bey eve geldiğinde,
Fikret in söylediklerine takıldı. Niçin böyle
konuşmuştu. Bir bardak sıcak süt içtikten sonra
yattı. Ancak gözünü uyku tutmadı. Sabahın ilk ışıklarıyla
uykuya daldı. Sabah kalktığında mutlaka limonlu suyunu içer,
daha sonra kahvaltısını yapardı. O sabah,
biraz geç kalktı. Canı çorba çekmişti. Üstünü giyinip
lokantaya gidecekti. O sırada kapının zili çaldı. Hayırdır inşallah diye kapıyı açtığında,
3 tanımadığı adamı
karşısında buldu. Buyrun dedi. Üç adamdan en irisi
olan hapishane kaçkını
tipli adam, Bu evin yeni sahibi biziz. Sana bir hafta süre. Evi boşalt dedi. Sıtkı Bey, şaşırmıştı. Onlara yanlış yere geldiklerini söylediğinde,
iri yarı adam elindeki tapuyu gösterdi. Sıtkı Bey, beyninden vurulmuşa döndü. Sefil Osman a genel vekaletname verdiğini hatırladı. Yere düşmemek için kapıya tutundu. Tamam diyerek kapıyı kapattı.
Nasıl da güven duymuştu ki. Hayatta kimsesi olmadığı
için evini ve bankadaki parasını da Sefil Osman a bırakmak için
bir vasiyetname hazırlamayı bile düşünüyordu.
Ruhu daralmıştı. Üstünü çabukça giyip, kendini dışarı attı. Nereye gittiğini bilmeden şuursuzca yürüyordu. Fikret in, Sıtkı Sıtkı diye seslendiğini fark etti. Fikret, koşar adımlarla yanına gitti. Duydum kardeşim üzüldüm. Ancak beni hiç dinlemedin diye serzenişte bulundu.
Bak Fikret dedi Sıtkı Bey, Onlar, malımı geri getirecek.
Fikret, içinden
Sıtkı nın nasıl bu kadar saf olabildiğini
sorguluyordu. Geri getireceklermiş Hangi zamanda yaşıyordu bu adam? Nasıl bankacılık yapmıştı?
Birlikte sessizce yürürken, arkalarından
Recep in sesi duyuldu. Beni bekleyin.
Recep, Sefil Osman ın yaptığı ihaneti duymuştu. Sıtkı Bey, Beddua ettim dedi. Recep de Tuttu öyleyse
deyince, ikisi de ona dikkat kesildi.
Sefil Osman, akrabamın düğününe gidiyorum, dediği gece
kumar oynamaya gitmişti. Bütün parasını kaybettiği
gibi borçlanmıştı. Kumarhaneciler
ertesi günü silahlarıyla evini basıp,
eşyalarını toplamaya kalkıştıklarında;
o da Sıtkı Beyin genel vekaletnamesiyle
evi tefecilere satmıştı. Üstelik üzerine para da almıştı. Recep,
devam etti. Polisin kumarhaneye düzenlediği baskında,
Sefil Osman a ait senetleri bulduğunu ve yapılan sorgulama sonrasında da her şeyi itiraf ettiğini
anlattı. Yani dedi Fikret. Sıtkı kurtuldu mu?
Recep, yasanın mağdurdan yana olduğunu
belirterek, Evet dedi.
O ana kadar sesini çıkarmayan
Sıtkı Bey, Fikret e döndü. Onlar, malımı geri getirecek,
dememiş miydim?
Fikret başıyla onayladı ama arkadaşını hala anlayamıyordu. Sıtkı Bey, Peygamberimizin hadisi var dedi. Mazlumun bedduasından sakınınız. Çünkü o kendisinden zulmen alınan hakkını Allah tan ister ve Hz. Allah da hak sahibinin hakkını mutlaka verir.”
Ertesi gün olduğunda,
olay gazetelere yansıdı. Sefil Osman ve diğer üç tefeci
tutuklanmıştı.
Hayatı boyunca kalleşlik
peşinde koşan Sefil Osman,
bir kere daha kaybetmişti.
* * *
Bugününüz dünden daha iyi olsun. Sağlıklı ve huzurlu günler dileğiyle...