Sizlere afiyet, gribal rahatsızlığım nedeniyle birkaç gündür gündemi Tv. den takip ettim.
Türkiye'de ve dünyada gündemimizi dolduran ne de çok olaylar olmaktadır?
Bazen bir olayı, bizi ilgilendirmese de günlerce ya da saatlerce irdeleriz. Hatta arkadaşlar arasında tartışır durur, konu ile ilgili uzmanlık alanımızmış gibi hükümler veririz.
Bu allamelikleri, yalnız sıradan vatandaşlar değil, her meslekten insanların yaptıklarına tanık oluruz.
Köydeki Ahmet Ağanın ile şehirdeki Mehmet Beyin gündeminin yaygınlık ve etkililiği açısından aynı olduğu söylenemez. Az ya da çok, ilgi alanlarına giren olaylar onların gündemlerini oluşturduğu için şu ya da bu şekilde onlara belleklerinde yer ayırmak durumunda olmaktadırlar.
Bu kişilerin başında medya mensupları gelmektedir. Medya mensuplarının başında yer alanlar da yazarlar olmaktadır.
Yazar, o günlük olayı yorumlayarak önce kendisine maledecek, sonra ise okuyucusunun seviyesini, hatta algı durumunu göz önünde bulundurarak yazacaktır.
Bilmiyorum, hiç dikkatinizi çekmiş midir?
Günlük yazı yazan yazarların genelde kitap çapında çalışmaları azdır.
Nedeni ise araştırmalara yeterince zaman ayıramamalarıdır.
Örneğin; 42 yıllık yazarlığımın 20 yılı aşkın zamanı gazetelerde köşe yazarlığı ile geçmiştir.
Her yazı için araştırma yapmasak da konu ile ilgili bilgimizi tazelemek ve sorgulamak zorundayız.
Ama her durumda günlük yazdığımız için de gündemin tutsağı oluyoruz.
Bu durum, ister istemez kitap çapındaki çalışmalarımızı olumsuz etkilemektedir.
Gündemin tutsağı olmaksızın yazmak herkesin işi değildir.
Bunu başaran bir İsmet Özel ve de Sezai Karakoç üstatlarımız vardır.
Bunu denemişler ve başarmışlardır. Onların bu başarıları İslami düşüncemizin inşasını doğurmuştur. Onlara minnettarız. Allah onlara hayırlı ve sağlıklı uzun ömürler versin diye ümmet ve biz dua ederiz.
Gündemin tutsağı olmadan, düşüncemizi algı operasyonlarına alet etmeden yazmak belki de Müslümanca atmamız gereken ilk adımlarımızdan birisidir. Selam ve sevgi ile…