Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren halkların etnik ve dini farklılıkları, Batının yönlendirmeleri sonucu acımasızca kullanılmıştır.
Öcalan, günümüz kullanımıyla ilgili Nevruz mesajında şunları söylüyor:
“Halklarımızın ve kültürlerinin etnik ve dini farklılıkları, bu kriz ortamında, anlamsız ve acımasız kimlik savaşlarıyla tüketilmektedir. Ne tarihi ne çağdaş ne de vicdani ve siyasi değerlerimiz, bu tabloya asla sessiz ve bigâne kalamaz. Bilakis acil bir müdahale, dini inançlarımız, siyasi ve ahlaki sorumluluğumuzun gereğidir.”
On binlerce insanımız öldükten ya da öldürüldükten sonra mı bunu anlayacaktık?
1980 öncesinde Çorum, Kahramanmaraş ve Sivas gibi olaylar mı yaşanmalıydı?
Barış çiçekleri, kan toprağından başka yerlerde yeşermez mi?
Doğu’nun ve Güneydoğu’nun dağlarında kanı akan genceciklerin sorumlusu kimdir?
Hangi değerlerle bunları öldürdük?
Artık bunların yanlışlığının anlaşılması ve barışa doğru adım atılması, herkesi umutlandırmakta ve sevindirmektedir. Ülkemiz için ölürüz ama, birbirimizi boğazlayarak değil.
Kardeşimin ne katili ve ne de maktülü olmak isterim.
“ ARNAVUTLUK” NE DEMEK! VAR MI ŞERİATTE YERİ? “
KÜFR OLUR,BAŞKA DEĞİL, KAVMİNİ SÜRMEK İLERİ,
ARABIN TÜRKE , LAZIN ÇEKEZE, YAHUT KÜRDE,
ACEMİN ÇİNLİYE RÜÇHANI MI VARMIŞ? NEREDE! “
Diyen Akif’e kulak verelim ve tarihi “tekerrür “ ettirmeyelim. Bunun ahlaki, dini ve vicdani sorumluluğumuzun karşılığı da budur.
Akif’in bu mısralarına gerek etnik ve gerekse mikro ve makro planda bölgesel / coğrafi milliyetçilik yapanlar da dikkat etmelidirler. Geçici birtakım ekonomik ve siyasi çıkarları için bu ve buna benzer ayrımcılık yapanlar da aslında Öcalan’ın birer küçük kopyacısıdır.
Osmanlı Devleti’ni yıkan bu zihniyete yeni devleti yıktırmadan barış, refah ve huzur içinde birlikte yaşamak amacımız olmalıdır. VE BİRLİKTE TÜRKİYEYİZ. Selam ve sevgi ile…