HAYATA BAKTIĞIMIZ PENCERE

Abone Ol

Yolumuzun kiminle nerede kesişeceğini gerçekten bilemiyoruz.
Ne zaman, nerede, hangi saatte...
O gün amacımız arkadaş ziyaretiydi. Atakum’daki tesisleri gezerken arkadaşlar, tedavi gören anne ve kızının bir ay süreyle misafirleri olduğunu söylediler. Her güne sığan ziyaretlerde lojmana yüz metre uzaktaki hastadan bilgisiz kalmışız.
Kurum konukevinde personelle evlat-oğul seviyesindeki abla bizi odasına davet ettiğinde her şey kendiliğinden gelişmişti.
Kolu sarılı ablamız yatağında Kur an okuyordu. Yanındaki kızı da kendisine refakat ediyordu. Geçmiş olsun dileklerimizi iletip kendimizi tanıttık. Şaşkınlık ve yaşadığı sürprize diğer arkadaşlarda tanık olmuşlardı. O gün yaptığımız ziyaretlerden çok farklıydı bu.
Sol kolundaki şişkinlik sonrası teşhis konan, hastaneye günlük ulaşımlarını özel taksiyle sağlayan ablamız, tedavilerin son günlerine geldiklerini söyledi. Memleket özlemi burunlarında tütüyordu. Amasya’dan geldiklerini öğrenince, Samsun’da oturmanın değerini bir kez daha hissettim.
Yıllar önce lösemiyle mücadelemizde İstanbul yollarında geçen günlerimiz aklıma geldi.
Evinden uzakta şifa aramanın zorluklarını ancak yaşayan bilir.
Henüz kaldırmaya fırsat bulamadıkları kahvaltı sofralarında peynir, zeytin, ekmek...
Sofrasına davetindeki samimiyetin tarifi anlatılacak gibi değildi. Hemen ayrılmamızı istemedi ama kısa zamanda tekrar geleceğime dair söz verdim.
Başparmağını işaret ederek, Birkaç güne buradan ayrılacağım. Gitmeden yine geleceksin, tamam mı? diye söz istemesi o kadar sempatikti ki.
O gün yanından ayrıldığımda hep aklımdaydı. Ertesi gün sözümü yerine getirmek için eşimle yanındaydık. Cana yakın ablamız, on metrekare odada evindeymiş gibi kızına talimat veriyor gelenleri boş göndermek istemiyordu. Ayrılırken bir poşet Amasya elmasını da elimize tutuşturdu.
Böylesine elindekini paylaşmaya eğilimli, gönlü bol abla...
Hastalığı dert etmeyen, şükreden tam bir Anadolu kadını…
Bir gün öncesine kadar birbirini tanımayanların beraberliğinde duaların biri biterken diğeri başlıyor; dilinden dökülen her kelime bizi mutlu ediyordu.
Kim bilir, başımıza gelebilecek bir sıkıntının ilacı ablamızın dillerindeydi artık.
Küçücük odada dört kişinin yaşadığı mutluluğun değeri ifade edilemezdi…
Yaşam istesek de istemesek de kendi halinde sürüyor. Durdurulamayan süreçte çeşitli olayların fırsat verdiği buluşmaları yaşıyoruz. Herkes farklı baksa da Seher ablamızla buluşmamızda hayata baktığımız pencere bundan ibaret.
Dağ dağa kavuşmuyor, insan insana kavuşuyor. Kendilerini evimize davet ederek dostluğu pekiştirdik. Ablamıza Allah tan şifa dilerken, başka yerde daha güzel günlerde buluşma temennilerinde bulunduk. İnsan ve dost kazanmak amaç buydu.
Yarınki buluşmalarımız bilemeyiz nerelerde.
Belki Amasya’nın kiraz bahçelerinde…