n
n n Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç katıldığı bir televizyon programında, 80 darbesi sonrası Diyarbakır Cezaevi nde yapıldığı öne sürülen işkencelere değinmiş ve ‘Ben olsam aklıma geldikçe ben de dağa çıkardım’ demiş.
n n
n n Hayır, Sayın Arınç, hayır; siz ne dağa çıkabilirsiniz ne dağa çıkanları mazur gösterebilir ne de dağa çıkışı meşrulaştıracak ve hatta o anlama gelecek bir demeç verebilirsiniz. Çünkü siz sıradan bir insan, sade bir vatandaş değilsiniz. Siz sözleri birçok kamu görevlisini durup düşünmeye sevk edecek bir koltukta oturan; etkili ve yetkili bir şahıssınız. Siz yürütmenin iki numarasısınız, siz Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin başbakan yardımcısısınız.
n n
n n Eğer, Diyarbakır Cezaevi nde ya da başka cezaevlerinde yapılan işkenceler varsa -ki vardır- bunların faillerini bulup cezalandırmak, sizin hem göreviniz hem de sorumluluğunuzdur. Siz on yıldır hükümetsiniz. Ya lütfen gerçekleri ortaya çıkarınız ve suçluları bulup cezalandırınız ya da ‘konuyu istismar ederek PKK’ya meşruiyet kazandırmak isteyenlerin değirmenine su taşıyacak’ söylemlerden kaçınınız ve lütfen susunuz.
n n
n n Siz aynı zamanda hukukçusunuz Sayın Arınç. Siz ‘ihkak-ı hakkın suç olduğunu’ bilirsiniz. Hem de birçok kimseden iyi bilirsiniz. Hal böyle iken, ‘bu devletin bekasına, bu milletin dirliğine ve bu vatanın bütünlüğüne karşı’ silah kullanan çete mensuplarının ‘uğradıklarını öne sürdükleri haksızlığın intikamını almak’ gibi bir gerekçenin arkasına sığınmalarına nasıl olur da hak verebilirsiniz?
n n
n n PKK 1980 darbesinden çok önce kurulmuştur Sayın Arınç, çok önce. İlk Kürtçü yapılanma da değildir; öncüleri vardır yakın tarihimizde. Rızgari gibi, Hevi gibi, Hoybun, Kürt Teali Cemiyeti ve diğerleri gibi. Mazileri de çok eskilere gider ayrılıkçı Kürtçü örgütlerin, ta Osmanlı’ya dayanır. Ve temelinde Büyük Kürdistan hayali, arkasında da dün İngiltere vardı, bugün de ABD ile İsrail vardır.
n n
n n Sayın Arınç, herkesten iyi bilirsiniz, en azından bilmek makamında ve mecburiyetindesiniz. Bütün ayrılıkçı hareketler kendilerini mazur göstermek için bir mağduriyet söylemi ve hatta edebiyatı geliştirirler. Yandaş olarak gördükleri kitlelerin ve karşıtlarının beyinlerini ‘mağduriyet’ söylemleriyle yıkarlar. İsyanlarını ve ihanetlerini bu mağduriyet edebiyatıyla mazur göstermeye çalışırlar. Bu tuzağa dikkat etmek gerek. Ne yazık ki, son zamanlarda bazı kamu görevlilerinin ve siyaset adamlarının da bu tuzağa düştüğü ve devlete ve millete karşı kalkışmayı mazur göstermek isteyenlere malzeme verdiği görülmektedir.
n n
n n Bu tutum; kanayan yarıyı kapatmaz daha da derinleştirir.
n n
n n
n n
n