İLAHİ AŞK DENİNCE AKLA GELENLER

Abone Ol
Aşkın, aşk kelimesinin kaynağını İbn-i Arabî şöyle anlatır: “Çitsarmaşığı” anlamına gelen =Aşaka= adlı otun isminden gelir. Aşaka ise yakınındaki bir cismi (ağaç, sırık) dört bir yandan kuşatacak kadar sararmış anlamına gelir.
Aşk’ı bir başka yazıya bırakarak, İlahi aşk denince akla gelenler üzerinden bir inancın nasıl pespaye edilişini paylaşmak istiyorum bu hafta.
İlahi aşk denince akla gelenleri daha çok ilahi aşk sahiplerinde somutlaştıracak olursak; inancın ne kadar yanlış yorumlandığını başka bir açıdan da elde etmiş oluruz.
Yani ilahi aşk sahibi tanımlanırken, ilahi aşk da tanımlanmış oluyor ve sonuçta ilahi aşk sahibi insanlar ya da ulular diyelim hepsinin bize öğretisi sistematik bir inanç haline geliyor. Daha çok içinde bulundukları hali bir din olarak algılıyoruz.
İlahi aşk sahibi insanı bütün nakillerde anlatılanlara bakınca sanırım şöyle tarif etmeye başlarız:
Yoğun aşktan dolayı kendini salıvermiş avare bir derviş.
Ya da kapı kapı ülke ülke çöl çöl dolaşan
İşi gücü olmayan
Sürekli şiirler nağmeler ile aşkın enginliğinde kulaç atan insanlar.
Ne ekilecek biçilecek bir tarlası
Ne sulanacak bir bağı bostanı vardır.
Bütün işi gücü aşk etrafında cerayan eden hadiselerdir.
Sahi ne iş yaparlar?
Yunus Emre mesela?
Haydi Fuzuli’nin hayal kahramanıdır diyelim Kays, peki Şems-i Tebrizi ne iş yapardı? Geçimini ne ile temin ederdi?
Ya Mevlana?
Ya Mansur?
“Efendim ne iş yaptıkları mıdır önemli olan, aslolan aşkta kat ettikleri mesafe, aşka verdikleri mana.”
Da diyebilirsiniz;
“ Ulu kişileri Hakk kayıra da..”
Ancak bu ilahi aşk işinde bir inancı kökünden sarsılabileceğini de görebilmeliyiz. Aşkı bir başka yazıda enine boyuna gerçeğiyle elbet paylaşacağız ne var ki; bu haliyle aşkın algısı öylesine çapsızlaşır, öylesine berduşlaşır ki, tıpkı bizlerde olduğu gibi toplumsal trajediyede kuçak açar.
80’li yıllarda maruz kaldığımız arabesk film furyası, buna en açık örnektir. Kavuşamadığı sevgilisi ardından kendini sokaklara salan, aşkı şarap şişesinin dibinde bir türlü bulamayan, mutsuz kimliksiz, dağınık, perişan bir hal, aşk ile ödüllendirildi. Aşık olmuştur kavuşamamıştır sonuç olarak da mazur görülebilecek bir durummuş gibi bilincimize nakşedilirdi.
Tez vazgeçen, amiyane tabirle seleyi suya çabuk koyuveren, mücadeleden, hayatı kaldığı yerden yaşamaktan uzak, olmayınca pes eden, hazırcı insan edilmek…
İlahi aşkın son makamı Peygamber Efendimizin hayatına duygu ve düşünce tezahürlerine bakınca ister istemez soruyorum kendi kendime;
İlahi aşkları, ilahi aşk mağduru haline başka nasıl sokabilirdik ki?
Güzel günlere uyanın,
Sağlıcakla kalın.