İmpatarolukta kiracı olmak

Abone Ol

n

n
n Üç yazarı geç okuduğuma pişmanımdır. Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan bahsediyorum. İlk ikisini solcu diye okumadım, diğerini de Anadolucu diye. Gençliğimin en büyük hatalarındanmış; onları okuduktan ve Türkçenin onların kalemlerindeki ihtişamını gördükten sonra anladım.
n
n
n
n Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytindağı” adlı kitabını okuyorum. Falih Rıfkı, Birinci Dünya Harbi’nde Suriye’de; 4. Ordu Komutanı ve Suriye Genel Valisi Cemal Paşa’nın maiyetinde emir subayı. Bir büyük coğrafyanın elden çıkması ve bir büyük imparatorluğun kaybedilmesindeki acıyı, gün be gün yaşamış birisi. “Zeytindağı” adlı hacimce küçük muhtevaca büyük eserinde o günleri anlatıyor.
n
n
n
n “Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut Denizi ve Gerek Dağları’na bakıyordum. Daha ötede Kızıldeniz’in bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var, Suriye var; bir yandan Süveyş Kanalı’na, öbür yandan Basra Körfezi’ne kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bizim bayrağımız. Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum.”
n
n
n
n Ne yazık ki, bu “büyük imparatorluğun çocuğunun” sevinci uzun sürmez. Her yerde ve her şeyin üstünde bizim bayrağımız vardır ama oralar bizim değildir. Bunu “Biz Kudüs’te kirada oturuyoruz. Halep’ten bu tarafa geçmeyen şey yalnız, Türk kağıdı değil, ne Türkçe ne de Türk geçiyor. Floransa ne kadar bizden değilse Kudüs de o kadar bizim değildi” diyerek dile
n
n getirir.
n
n
n
n Ve Türkün o topraklarda, sadece o topraklarda ve sadece dün değil, başka topraklarda ve bugün bile kendinden kopuşunun acı örneklerini verir: “Türkleşmiş hiçbir Arap görmedikten başka, Araplaşmamış Türke az rastlıyordum. Arap milliyetçiliği güden Şamlı Azimzadeler, Konya’dan gelme Kemik Hüseyin torunları idi. Halep’in esas familyalarının asılları Türklerdi. Osmanlı İmparatorluğu’nda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için herhangi bir Müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi.”
n
n
n
n Ha o coğrafya ha bu coğrafya, ha dün ha bugün. Değişen ne? Türk olmak niye bazılarına hep yük gelir, niye bazıları hep başka bir şey olmak ister ki? Ve niye her yerde eriyen, eritilen ama bir de yüzsüzce “asimilasyon uygulamakla” suçlanan biz oluruz ki?
n
n
n
n Ağırdır ve acıdır ama Falih Rıfkı’nın o yerler hakkında verdiği şu hüküm bizim milli tarihimizin değişmez gerçeğidir ve tüm coğrafyamız için geçerlidir:
n
n
n
n “Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.”
n
n
n
n Ne sömürgeleştirdiğimiz, ne de vatanlaştırdığımız o topraklarda kim bilir kaç yüz bin Mehmet yatmaktadır?
n
n
n