İNANMAK İSTİYORUM

Abone Ol
Çözüm süreci ile ilgili olarak çok sayıda makale yazdım. Şehitlerimizim olmaması, şehit annelerinin ağlamamasını da candan arzu etmekteyim. Diğer bir ifade ile, kimseye zarar gelmemek üzere olacak çözüm sürecini candan istiyorum ve buna da inanmak istiyorum. Yalnız, daha önce de üzerinde durduğum gibi, yapılan açıklamalardan ve aba altından gösterilen sopalardan bunun istenilen yönde olmayacağı endişelerimi belirtmiştim. Çünkü, görünen o idi ki, kararan bir gök ve yağmur bulutlarının, elbette yağmur getireceğini tahmin etmek zor değildi. Birkaç gündür yapılan açıklamalar, bunun böyle olduğunu göstermektedir. Daha önceki bir makalemde, Kandil in PKK ya verdiği ödün veya sözlerden birisinin öncelikle özerklik ve sonrasında , Kuzey Irak yönetimi ile birleşmenin olabileceğinin vaat edildiğini yazmıştım. Üniter yapımız içinde, benim anladığım kriterler olarak demokrasi, insan hakları ve eşitlikle ilgili olarak alınacak önlemlerin Kandil, PKK ve İmralı yı tatmin etmeyeceğini belirtmiştim. Bunun yanında onların istediği, özellikle A. Öcalan ı içine alan genel bir affın da bulunuşunu düşünmek gerekir. Abdullah Öcalan ile görüşen milletvekili grubunun bu hususların İmralı da görüşülmüş olduğunu iddia etmelerine karşılık, hükümet çevrelerinden bunun konuşulmadığının açıklanması, bir gün sonra düzeltmenin aynı milletvekili tarafından yapılışını da anlamak mümkün değildir.
Elbette, Kürt tarafı ile yapılan görüşmelerdeki hususlar veya kararların hepsinin açıklanmasını istemenin gereği olmayabilir. İşin garip tarafı bu açıklamaları yapanlar milletvekilidir. Yalnız, burada üzerinde durulması gereken en önemli husus, Ülkemizin üniter yapısını tehlikeye atacak olan karardır. Medya dan aldığımız bilgiler, Güney Doğu da normal kamu düzenin olmadığını ve PKK nın, T.C devletinin anayasa ve yasalarının dışında yapılaşmağa doğru gittiği yönündedir. Bunun paralelinde, son yapılan açıklama ile, acaba bu duruma fiiliyat kazandırarak emrivaki ile mi, karşı karşıya bulunuyoruz? Veya bunun bu şekilde olması için ve kamuoyunu hazırlama bakımından yine aba altından sopa mı gösterilmektedir? Çünkü yapılan açıklamalar yenilip yutulacak cinsten değildir.
Buna karşılık hükümet tarafından yapılan açıklamalar ise, bunun tam tersi olup, taraflar arasında ciddi anlaşmazlıklara neden olacak şekildedir. Bunun yanında, Güney Doğu illerimizde normal bir düzenin olmadığı ve çatışmaların olduğu gerçeği de ortadadır. Devletin çözüm sürecinin tıkanmaması için yaptığı davranışları bir zaaf olarak algılamamak gerekir. Bütün bunların ötesinde bir ihtimalde, Kürt tarafında çıkar çatışmalarının öne çıkması, liderliğin ele geçirilmesi için yapılan ataklar da olabilir.
Daha önce de üzerinde müteaddit defa durduğu gibi, T.C. Devleti ve Hükümeti ile kanunların hakim olduğu bir tarafı temsil etmesine karşılık karşı tarafın ağzında anlamını bilmediği DEMOKRASİ sözcüğü olmakla birlikte, halâ aşiret ve yasal olmayan bir terör kuruluş anlayışı vardır. Bu sebepten de demokratik olarak sorunları halletme yöntemlerinden çok uzak bir tutum içindedirler.
Burada gözden kaçmayan bir husus da, Abdullah Öcalan ın söylemlerini ve isteklerini bir manifesto gibi kabul etmenin de anlamı olmaması gerekir. Eğer, böyle bir anlayış var ise, çözüm sürecinin iyi bir hal içinde sonlanması da mümkün değildir. O zaman, zat-ı muhterem ne buyururlarsa, başımızın üzerinde yeri var mı, diyeceğiz? Bu bir anlaşma mıdır? Bu ifade edildiği zaman ise, karşı taraf yüzyıllardır ellerinden alınan haklarını talep ettiklerini ifade ediyorlar. Onları hakları, TC. Devleti ve hükümetleri tarafından mı, ellerinden alınmıştır? Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan bütün azınlıklarının ağızlarındaki sakız gibi bu söz artık bıkkınlık verdi. Bir de plağın öbür tarafını çevirerek, bin yıla yakın sürede hayatta kalışlarının ve hayatta kalmalarının teminatı olarak, Büyük Selçukluları, Anadolu Selçuklularını, Osmanlıları ve T. Cumhuriyetini neden görmezden gelirler ki! Bunu yazmaktan usandım, Osmanlılar bir İmparatorluktu, onun yasalarında ve anlayışında soykırım ve hak ihlâlleri yoktur. Bir Türk ile Kürt veya Ermeni eşdeğerdir. Eğer bu böyle olmasa idi, bugün hak ihlâllerinden bahsedenlerin, bu sınırlar içinde yaşamları olmazdı. Aklı selimin hakim olması dileklerimle, saygılar.