İSTİFA KÜLTÜRÜ

Abone Ol

Başarının ödülü terfi ise eğer başarısızlığın cezası da görevden alma
olmalıdır. Bunun daha onurlusu ise görevden alınmayı beklemeden makamı
boşaltmaktır. Yani istifadır. Ne yazık ki bizim ülkemizde ne bizim
adamı görevden alma alışkanlığı ne de bizim adamlarda istifa kültürü
söz konusudur. Hatta tam tersine uzun zamandan beri bizim ülke
başarısızlığın ödüllendirilmesine sahne olmaktadır.
“Kürt açılımı” ya da “çözüm süreci” denen uygulama; ne yazık ki
sahiplerince beklenenin ve millete söylenenin tam tersi bir sonuç
vermiştir. PKK ne silah bırakmış ne ülkeden çıkmış ne de bölgede ve
ülkede birlik ve beraberlik sağlanmıştır. Tam tersine PKK dağdan şehre
inmiş, alanda ciddi bir hakimiyet tesis etmiş ve vatandaşların bir
kısmında ayrı bir millet olma ve ayrı bir devlet kurma arzusu ve şuuru
genişlemiş ve kökleşmiştir.
Bu durumda ilgili ve yetkili makamlara düşen iş “açılım” ya da
“çözüm/çözülme sürecinin hem fikir babaları hem de alandaki
uygulayıcılarını görevden almak, o fikir babaları ve sahadaki
uygulayıcılara düşen ise istifa etmekken tam tersi oldu. Projenin
uygulayıcısı gözüken zamanın içişleri bakanı Beşir Atalay başbakan
yardımcılığına, Oslo’nun özel görüşmecisi Hakan Fidan ise Başbakan
danışmanlığından MİT müsteşarlığına yükseltildi.
Önceki gün Suruç’ta, daha önce ise Niğde, Cilvegözü, Reyhanlı ve
Diyarbakır’da patlayan bombaların gerisinde “sıfır sorun” söylemiyle
süslenen ve halka sunulan Ahmet Davutoğlu dış politikasının payı inkar
edilemez. “Osmanlı coğrafyasında söz sahibi olmak” gibi tüm gönüllere
hoş gelen ama akla ve zamanın gerçeklerine ters düşen bir söylemle
başlatılan dış politika, güneyimizi bir taraftan IŞİD teröristlerine
diğer taraftan da yeni bir Kürt devleti oluşumuna açmıştır. Artık
sınırlarımız delik deşiktir, teröristler ellerini kolarını sallayarak
girip çıkmaktadır.
Bu dış politikanın fikir babası Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu önce bakan
danışmanlığına ardından dışişleri bakanlığına, en sonunda da AK Parti
genel başkanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanlığı na
getirilmiştir. Maliyeti böylesine yüksek ve doğurduğu zararlar uzun
süre devam edecek belki de hiç telafi edilemeyecek dış politika
yanlışlarının mimarı ve uygulayıcısının Batıda bırakın yükselmesini
siyasette bir saniye bile kalması düşünülemezken bizde tam tersinin
olması garip değil mi?
Bomba sadece o gençlere atılmamış, sadece oradaki otuz iki genç
hayatının baharında toprağa düşmemiş ve sadece yüze yakın genç
yaralanmamıştır. O bomba bu millete ve bu devlete atılmış, milletin
canı yanmıştır. Politikalarının yanlışlığı ortaya çıkanlar,
yetersizlikleri görülenler ve ihmali olanlar, makamları mevkileri ve
mensubiyetleri ne olursa olsun ya o makamları daha ehil olanlara
kendiliklerinden terk etmeliler ya da terk ettirilmelidirler.