n
n n
n n
n n 17 Aralık’tan beri başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AK Partililer hemen her gün “paralel yapılanma” dedikleri cemaatin “hukuk ve ahlak dışı(!)” yeni bir marifetini(!) medyaya servis ediyor. Cemaat ya da cemaati sevenler(!) de boş durmuyor. Onlar da hemen her gün yeni bir yolsuzluk dosyasını(!) işleme sokuyor ya da bir ses kaydını, bir yazışmayı basına sızdırıyor.
n n
n n Ne ilginçtir ki, iki tarafın da referansı “İslam, ahlak ve hukuk” ve iki tarafın da iddiası “toplumsal temizlenme!” Biri “toplumu vurgundan, soygundan, rüşvetten, torpilden kurtarmak” için çabaladığını söylerken öbür taraf da “devleti, “özellikle de polisin ve adliyenin derinliklerine sızmış bir örgütten” kurtarma mücadelesini verdiğini iddia ediyor.
n n
n n İddialar, isnatlar vahim. Gönül ülke adına, devlet adına, toplum adına bunların doğru çıkmamasını istiyor. Yolsuzluğa batmış bir siyaset ve kılcal damarlarına kadar girilmiş, işgal edilmiş bir devlet! İddiaların doğru çıkması, bu çürümüşlüğün tescili olacaktır. Bu millet, böyle bir kirlenmeyi hak etmiyor.
n n
n n Ancak iddiaların doğru çıkmaması da vahim! O zaman da toplumun dünyevi işlerini yönetmekle görevli ve yetkili siyaset kurumuyla toplumun manevi dünyasını irşada soyunan hareket -ikisi birden- isnat ve iftirayla suçlanacak. Üstelik de ikisinin de referansı “isnat ve iftirayı” şiddetle men eden İslam olduğu halde.
n n
n n Suçlamaların hangisi gerçektir, hangisi isnat, iftira, kumpas, şantaj aracıdır? Hangisinin temelinde toplumu aklamak, vurguna, soyguna karşı çıkmak gibi bir insani, İslami ve ahlaki gayret vardır? Hangisi “uluslararası karanlık merkezlerin, güç odaklarının ve bunların elinde oyuncak olmuş kirli örgütlerin(!)” tertibidir? Bunu ancak ve ancak herkesin yüzde yüz olmasa da en yüksek seviyede inandığı ve güvendiği “bağımsız yargı” belirleyebilir. Ne yazık ki, özellikle son beş altı yıldır yaşadıklarımız ve şimdilerde “birer birer itiraf edilen” hukuksuzluklarla yargıya olan güven hızla aşınmaktadır. Siyasetin hukuka müdahalesi de işin cabası.
n n
n n Suçlamalar, özellikle de hükümet ve AK Parti cenahından gelen suçlamalar, aynı zamanda bir itiraf özelliği taşıyor. Görevi kötüye kullanmak ya da ihmal etmek! Paralel yapılanmanın oluşmasına şu veya bu şekilde yardım edildiyse; ortada en azından bir “görevi kötüye kullanma suçu” vardır. Farkına varılmadıysa ya da farkına daha önce varıldığı halde şu veya bu sebeple üzerine gidilmediyse; bu sefer de -yine en azından- bir “görevi kötüye kullanma” söz konusudur.
n n
n n Suç isnat edip suçun soruşturulmaması da ilginç. Hükümet “darbeye teşebbüs” suçlaması yapıyor ama “darbeye teşebbüs edenleri” -her kimse bunlar- yargının karşısına çıkarmıyor. Yine düne kadar, imzasız bir mektubu ya da çoğunluğu yurtdışından gönderilen elektronik postaları, büyük operasyonlar için yeterli sayanlar, bugün hükümetin ya da muhalefet mensuplarının, en azından muhalefet liderlerinin zehir zemberek iddialarını duymuyor ya da duymazdan geliyorlar.
n n
n n Paralel yapılanmanın zamanında farkına varamamak ya da zamanında farkına varılsa da işin ucu kendisine dokununcaya kadar işin üstüne gitmemek! Ya da yolsuzluk bilgi ve belgesine sahip olup da bu bilgi ve belgeleri ortaklık bozuluncaya kadar kasalarda saklı tutmak! Siyasette ve hukukta ne kadar yeri vardır bilmem ama her ikisinin de İslamda zerre miskal yeri yoktur. İnsanlar ya siyasette ve ticarette İslamı referans olarak kullanmaktan ya da siyasette ve ticarette İslama aykırı davranmaktan vazgeçmek zorundadır.
nn
n