Madara olmak...

Abone Ol
Yabancı dil,
özellikle de
İngilizce
işyeri adlarının
kuşaklar arasındaki
iletişim bağını kopardığını
kaç kez yazdık...
İşyeri ruhsatlarıyla
ilgili kurum ve kuruluşları
göreve çağırdık...
Sadece Türkçeyi değil;
bizi biz yapan
değerleri de
zamanla yitireceğimizi
söyledik...
İngilizce adlar verilen
işyerlerini
telaffuz ederken
bazen dilimizin
dönmediği
olmuştur...
Kimilerinin
Ne cahil diye
burun kıvırdıkları da...
Konu; gerçekten de ciddidir...
Başbakan Erdoğan
da işyerlerine yabancı
adlar verilmesinden
şikayetçi...
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli de...
Üç siyasi liderin,
belkide hemfikir
olduğu tek konu,
dil hassasiyetidir,
dersem abartmış olmam...
Geçenlerde, Atakum Belediyesi nin
art niyet
taşımadan
günün modasına uyarak,
Osmanlı yerine Ottoman adını verdiği
tesisin açılışında,
Gençlik ve Spor Bakanı
Çağatay Kılıç ın,
her zamanki mütevazı
tavrıyla,
muhatabı kırmadan ve incitmeden
buraya Türkçe ad verilmesini istemesi
ve Belediye Başkanı İshak Taşçı nın
anında bu değişikliği yapması
gerçekten de hoşuma gitmişti...
Biz de o gün gazeteye Türkçe dersi diye
manşet atmıştık...
Bakan Kılıç ın tavrını
sevmiştim. Mesaj yolladım, kısa bir süre sonra
telefonla aradı ve
uzun uzadıya konuştuk...
İşyerlerine Türkçe adlar verilmesinden başladık,
Başbakan Tayyip Erdoğan ın Cumhurbaşkanlığı
adaylığından çıktık...
İyi dilekler ile
telefonu kapattıktan hemen sonra
3.5 yaşındaki oğlum
Yavuz Kemal denizi işaret ederek,
hızla giden şeyin ne olduğunu sordu...
Jet-sky dedim...
Anlamamıştı. Bir daha
Onun adı ne? dedi... Ben yine Jet-sky cevabını
verdim...
Yüzünde alaycı bir
ifade vardı. Bunu annesine
dönüp baktığında
hissetmiştim. Çok gecikmeden
Babam
ayıp şey söylüyor
demez mi?..
Jet-sky nin, deniz motosikleti
olduğunu anlatmaya
çalıştıysam da Yavuz Kemal,
sky nin okunuşuna kafayı
takmıştı...
İkna edemedim
ama bir yandan da mutluydum...
Çünkü, küçük bir çocuğun
saflığının gerçekçiliğine yakalanmıştım...
Onu sıkıştırmak
için
hınzırca, O zaman sen söyle adını
dedim...
Annesinin gözlerine baktı. Çünkü,
küfürlü konuşmaya annesi izin vermiyordu. Sözcükleri ağzında
yuvarladı, anlamamıştım. Bir daha söylemesini
istedim...
Jet-pipi baba, jet-pipi demez mi?..
Çok güldüm gülmesine de...
Jet-sky diyeceğime
neden Deniz motosikleti
demediğime
üzüldüm. Dil konusunda
hassasiyeti olan
biri bunu yapmamalıydı...
Bir anlık boşluk işte...
Çocuk saflığının gerçekçiliğinde,
deyim yerindeyse
madara olmuştum...
Bakan Çağatay Kılıç la
Türkçe üzerine
konuşmamızın
hemen ardından
yaşadığım
bu olayda,
3.5 yaşındaki bir çocuk,
bana ironik bir biçimde,
Türkçe dersi vermişti...
Konu bu kadar hassas işte!..