MAKSAT NE OLA Kİ?

Abone Ol

Milli Mücadele nin ilk cihat fetvasını veren Denizli Müftüsü Ahmet Hulusi Efendidir. Ahmet Hulusi Efendi, Yunanlıların İzmirden mübarek vatan topraklarına ayak bastığı kanlı ve karanlık 15 Mayıs günü İzmirli telgraf memurunun çektiği yarım kalan o telgrafı, aynı gün saat 14.00 sularında Denizliye ulaşır. Hani şu İzmir işgal edildi. Feci katliam yapılıyor. Vatan orduları İzmirin imdadına yetişin. Ey bu telgrafı alan arkadaş bir ileri menzile ulaştır. Allahına, namusuna, erkekliğine havale yazan meşhur telgraf.

Aynı gün saat 16.00da Denizli Cumhuriyet Meydanı nda Ahmet Hulusi Efendi halka seslenmektedir: Bugün sabahın erken saatlerinden itibaren İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir. Vatana karşı işlenecek suçların Allah ve tarih önünde affı imkansızdır. Cihat tam bir görev olarak karşımızda durmaktadır. Silahımız olmayabilir, topsuz-tüfeksiz sapan taşları ile düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi, haysiyet şuurumuz ile kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazidir. Bu mutlak olarak cihadı-ı mukaddestir.

Bu Milli Mücadele nin ilk sözlü cihat fetvasıdır.

İstanbul işgal altındadır; İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askerlerinin kirli ve kanlı postalları sadece Beyoğlunun kaldırım taşlarını değil ondan önce Müslüman Türkün iman dolu göğsünü ezmektedir. İstanbul esir, İstanbul mahkum, İstanbullu yaralı ve çaresiz. Anadoluda bir avuç inanmış insan ilden ile, kongreden kongreye koşmakta, yorgun ve yoksul milleti derleyip toplamaya çalışmakta. Tam da o günlerde İngilizlerin talimatıyla bir fetva yayınlanır İstanbulda: Anadoludaki millicilerin katli vaciptir. İmza Şeyhülislam Dürrizade Esseyit Abdullah. Bu ihanette yalnız değildir Dürrizade, seksene yakın gafilin daha imzası vardır o utanç ve ihanet belgesinin altında. Müstevlilerin milli emelleri işbirlikçilerin şahsi emelleriyle birleşmiştir.

O karanlık günlerde güzel yurdumun ufuklarını aydınlatan bir başka fetva yayınlanır. O da ulema fetvasıdır, hem de altında seksen değil yüz yirmi civarında imza vardır. O fetvada mealen İşgal altındaki İstanbulun iradesi kendi elinde değildir. Dolayısıyla iradesine hakim olmayanların fetvasıyla amel de caiz değildir. Milliciler de eşkıya değildir, dolayısıyla öldürülmeleri de caiz değildir, tam tersine onların yolundan gitmek caizdir denilmektedir.

Bu fetva da Milli Mücadele nin ilk yazılı ve ortak fetvasıdır ve altında da başta Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi olmak üzere yüz yirmiye yakın ulemanın imzası vardır.

Ve ikisinin arasında bir yerde, bir hemşehrimiz, Havzalı Sıtkı Hoca vardır. Mustafa Kemalin yokluk ve umutsuzluklar arasında Havzaya ayak bastığı günlerde cuma hutbesinde Yangın saçaklığı sardı, yanıyoruz! Tek çaremiz silaha sarılmaktır. Derhal silahlarınızı temizleyiniz. Silahı olmayan baltasını, baltası olmayan sağlam bir odunu alsın. Yurdumuzu işgal eden düşmandan kurtaracağız diyen Sıtkı Hoca.

Üç yıllık bir kıyamın sonunda işbirlikçi İstanbul yenilecek millici ve tam bağımsızlıkçı Ankara galip gelecektir.

Merak ederim bu yüz akı örnekler dururken bazı çevreler niye İslam uleması adına ya cephe kaçkınlarını ya devlet asilerini ya da Teali-i İslam Cemiyeti işbirlikçilerini ululamaya kalkarlar? Cihat dini İslamla işbirlikçiliği ve ihaneti ve isyanı nasıl yan yana getirebilirler? Akla ve tarihi gerçeklere aykırı bu davranışta maksat ne ola ki?