MİLLETİN EFENDİSİ OLMAK

Abone Ol

Havalar ısınırken yeni sezonun heyecanı sarar onları.
Yapraklar açarken tohumlamada aranır umutlar.
Cemreler düştüğündeki işaretler moraldir onlara.
Baharın ayazı, yazın kurağı korkulu rüyasıdır fındıkçının.
Donma, yanma gibi risklerle emeklerin boşa çıkması her an söz konusudur.
Ta ki fındık harmana taşınana kadar.
Ne çıkarsa kısmetimize diyerek hasat günlerine yakın başlar hazırlıklar.
Mücadele ister, zahmetlidir fındık üreticisinin durumu.
Çocuğunun eğitimi, yiyecek giyecek gideri bahçeye endekslidir.
Olacaksa çocuğunun düğün masrafı;
Bütçesini onun üzerine kurar; ya nasip diyerek bekler.
Karadenizlinin umududur fındık.
Ürün bereketli olsun ister ama Allah’tan gelene de şükreder.
Elinden başka bir şey gelmez ki zaten!
Bir de olmazsa fındık,her şey ters yüzdür.
Birçoğu,ürününü harmana sermeden piyasaya borçlanmıştır.
“Olsun; yeni ürünle kapatırım borçları…” diye düşünür.
Gözler ve kulaklar borsadaki fiyattadır.
Birçok yönden kıskaç altındadır üretici.
Ürün elden çıkana kadar maliyetler belini bükmüştür.
Gübreleme, işçilik gideri, bahçelerin bakımı…
Yine de ülke ekonomisine katkı açısından denizde damla olmaya çalışır.
Hepimizin uzak veya yakın kırsal kesimle bağı var.
Birçoğumuz gözlerimizi açtığımız köylerdeki yaşamımızı şehirlerde sürdürüyoruz.
Kendimizi oralardan koparmak istesek de,bir ayağımız taşradır.
Bu fındık sezonu ben de bahçelerdeydim. Aslında sıkça yaptığım bir iş denebilir.
Hayır; ne bahçem ne de satılacak fındığım var.
“Toplatacak işçi bulamıyorum.” çağrısına kayıtsız kalamadım.
Yabancısı olmadığım fındık ameleliğini bu yıl da yaptık.
Güneşin doğuşuyla akşamın geç saatine kadarki koşturmaca.
Bir an önce ürünü bahçeden kurtarma telaşı.
Ve arkasından kurutup satışa hazır hale getirme.
Olgunlaşırken uçları sararmaya dönen fındık, hakikaten eziyetli bir ürün.
Zor da olsa ekmeğini kazanacaktır fındıkçı.
Yorgunluğumu atamadığım fındık işçiliği sonrası düşündüm.
“Köylü milletin efendisidir.”demiş, Atatürk.
Milletin efendisi olmak, şezlongda yatmaya hiç benzemiyor.