n
n n
n n Ben yedek subay öğrenciliğimde tanıdım Yüzbaşı Haluk Hıdıroğlu’nu. Bir deri bir kemik ve o yel esse uçacak sanılan narin bedende nasıl taşıdığını anlayamadığımız kocaman bir yürekten ibaretti. İzinli olduğu günlerde bölüğe geldiğinde karavana yemezdi, karnını subay kantininde kendi parasıyla doyururdu. Ona göre karavana, görev yemeğiydi ve o görevde olmadığı için karavanayı hak etmemişti.
n n
n n Muttaki bir Müslümandı. Cuma namazlarını tümendeki camide kılardı. Büyük kızı okuduğu fakülteyi birincilikle bitirmişti. Mezuniyet töreninde kürsüye çıkmadı ya da çıkarılmadı. Türbanlıydı ve 28 Şubat rüzgarının sert estiği günlerdi. Yaralandı, üzüldü ama ne milletine küstü ne de devletine düşman oldu. Milleti onun için kutsaldı, ordusunu “peygamber ocağı” görüyor, devletini de küsemeyecek kadar seviyordu. O kavramlarla kişileri, kurumlarla uygulamaları ayrı görecek bir şuurdaydı.
n n
n n Albaylığında Kıbrıs’a atandı. Anlatmıştı; bahçeli bir lojman vermişler. Bahçede kümes yapmış, civciv almış, eliyle beslemiş, büyütmüş. Kırk kadar olmuşlar ama hiçbirini yememiş daha doğrusu yiyememiş. Kesememiş ki yesin. “Nasıl keserim Osman” demişti “Onlar benim elimden yem yediler. Bana inandılar, bana güvendiler ve kendilerini bana teslim ettiler. İnsan dostunu keser mi, insan dostuna ihanet eder mi?”
n n
n n Sık hatırlarım şimdi emekli olan o eski dostu, o eski komutanı. Ama son zamanlarda özellikle de “İnsan dostuna ihanet eder mi” sözü takılıyor aklıma. Hele de kimi siyasetçilerin basit ayak oyunlarını gördükçe hele de türlü çeşit hikayeleri dinleyip ağır iddiaları işittikçe.
n n
n n Dostlarımla konuşuyorum, geçmişi yaşamış, kimi bir ideal kavgasını adam gibi vermiş kimi siyaseti adabı ve edebiyle yapıp defterini kapamış dostlarımla. Siyaset defterini kapamışlar ama yüreklerinde vatan sevgisi hala delikanlılık yıllarındaki kadar sıcak. Hala dostlarını kışın en sertinde bile üşütmeyecek, düşmanlarını ise çelik korunaklar içinde eritecek kadar harlı. Kulakları bir büyük heyecanın davetini beklemekte, gözleri ufuktan doğacak bir güneşi özlemekte olan dostlar onlar. Geçmişin gururunu taşıyan yüreklerine halin ve geleceğin hüznü çökmüş dostlar.
n n
n n Elinde yem yiyen civcivi kesemeyen vefa ve sadakat anlayışından dostunu arkadan hançerleyen ihanet ahlaksızlığına nasıl sürüklendiğimizi konuşuyoruz. Kimsenin aklı almıyor bu çürümüşlüğü. Nasıl alsın ki? Bir kadro ve bir fikir hareketi olarak doğan yapılanmaların zamanla kendi özüne yabancılaşması akıl alacak bir iş değil. Bizim neslimiz bu ayak oyunlarını anlamamakta mazurdurlar.
n n
n n Geleceğimiz inşa iddiasındaki siyasetin içine düştüğü ya da düşürüldüğü durum; hiç de iç açıcı ve umut verici değil. Dünya paylaşımının hala tamamlandığı bir süreçte ve paylaşım kavgasının en yoğun yaşandığı bir coğrafyada, çok daha dikkatli olmak zorundayız. Ve erdemli siyaset anlayışına da kaliteli siyasetçiye de her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
n n
n