Konut edinme eğilimimizde enteresan veriler bulunmakta.
Kişi başına düşen Gelir / Konut sahipliliği grafiği incelendiğinde; kişi başı geliri 10.000 ABD Doları olan ülkemizin konut sahipliliği yüzdesinin kişi başı geliri 40.000 ABD Doları ve üzerinde olan Fransa, Danimarka, İngiltere ve Hollanda ile yakın seyrettiğini (% 60-65) görmemiz mümkün.
Diğer taraftan ise, kişi başına düşen geliri bizim neredeyse 4 – 5 katımız olan Almanya’nın konut sahipliliği, bizim gerimizde kalıyor. Enteresan bir veri.
Bizden daha çok kazanan Almanlar neden konut sahibi olmuyor?
Almanya’da konut fiyatları ülkemize göre çok mu pahalı?
Almanlar birikimlerini farklı alanlarda mı değerlendiriyor?
Yoksa araçların amaç olduğu ülkemin tipik bir çıktısı mı bu grafik?
Soruları peşi peşine eklemek mümkün. Ancak sorgulanmasına gerek olmayan, net bir şekilde ben buradayım diyen “Ülkemiz insanının konut sahibi olma konusunda isteği” net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Günümüzde konut fiyatları, insanlarımızın bu talebine bağlı olarak kendisine bir yol oluşturuyor.
Konut Fiyat Endeksi /TÜFE grafiğimize baktığımızda Konut Fiyat Endeksi ile TÜFE arasındaki makasın açıldığını, konut fiyatlarının TÜFE’ye göre iyi bir ivme yakaladığını görüyoruz.
İşin özü konut fiyatları enflasyonun üzerinde artış gösteriyor.
Bu verileri ne ülkemiz insanının konut talebini eleştirmek ne de konut satış fiyatlarını gündeme getirmek için yazdım. Amacım; imalat sanayinde faaliyet gösterirken rotasını konut yapım sektörüne çeviren girişimcilerimize dikkat çekmekti.
Bir yandan hammadde/aramalını, enerjiyi ve işçilik giderlerini peşin karşılayacaksınız, bir yandan üretimin tüm risklerini üstleneceksiniz, bir yandan da haksız rekabetin tüm hızıyla devam ettiği sahaya çıkıp ürününüzü satmaya çalışacaksınız. Sattığınız ürünün parasını tahsil edebilmenin güç olduğu sahada biryandan da bankalarla uğraşacaksınız. Ürettiğiniz ürünün günlük değişen beklentileri karşılaması ise ayrı bir konu.
Ücretli bir çalışanımıza 100.000/200.000 TL konut kredisi açarken bonkör davranan bankalarımızın imalat sektörüne aynı bonkörlüğü göstermemesi, kırk dereden su getirip baraj kurmaya çalışması ise üzerinde ciddi bir şekilde durulması, ülkemiz imalat sanayinin gelişimi açısından iyi analiz edilmesi gereken bir durum.
Tabi durum böyle olunca içine imalat mikrobu kaçsa da insanımız önce can diyor ve imalat sanayine göre daha rahat bir alan olan konut yapım sektörüne yöneliyor.
Yerelde ve genelde çok sayıda örneğine rastlayabileceğimiz bu alan değişikliğinin kontrol edilemez noktaya gelmeden bir an önce ele alınması gerekiyor.
Ülkemiz ekonomisi için, girişimcilerimiz için, meşakkatli imalat sanayicilerimiz için.
Zira, durum çevrilemez bir yapıya bürünüyor.
Sağlıcakla