Seçimlerin yenilenmesine, ülkede asayişin sağlanması gerekçe gösterilmişti.
Hükümet kurulalı üç gün oldu;
1. gün Rus uçağı düşürüldü.
Cumhurbaşkanı Erdoğan,24 Kasım’da “seçilmiş” öğretmenleri kabulünde, gündeme ilişkin değerlendirmeler yaparken Rus uçağının düşürüldüğünü söyler söylemez orada bulunan “öğretmenler” alkışlamaya başladı. Cumhurbaşkanı,mani olmasaydı,tekbir getirip slogan da atarlardı belki.
Komşu bir ülke ile yaşanan krizin ekonomik boyutlarının yanında,ülkenin bir savaşın eşiğine geldiğini göremeyenlere “eğitimci” demek ne kadar uygun düşer,bilmiyorum. Ancak, savaş dönemlerinde bile eğitimcilerin görevi,cephe gerisindeki sivilleri,özellikle de çocukları savaşın yıkıcı psikolojik etkisinden uzak tutmaktır,diye öğretilmişti bize.Eğitimcilerin işi, barışı savunmak olmalıdır doğal olarak,savaşı alkışlamak değil.
2. gün gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül ,FTÖ’ye yardım-yataklık ettikleri gerekçesiyle(!)
tutuklandı.Kimi,aydın ve gazeteciler(!)in bir zil takıp oynamadığı kaldı.Yazık!
3. gün Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi öldürüldü.Bölgede zaten süren çatışmaların üzerine benzin dökülürken içeride ve dışarıda gittikçe tırmandırılan “şiddet ve savaş” ortamına sürükleniyoruz. Bu gidişe ‘dur’ diyemezsek, daha çok canımız yanacak.
Eskiden tiyatrolarda oyunun alkışlanacak yerlerinde seyirciyi etkileyip alkışlamasını sağlayan görevli “şakşakçı”lar olurdu. Bunlar,yaptığı iş karşılığında belli bir ücret de alırlardı. Artık, bütün olumsuzlukları onursuzca,sorgulamadan onaylayanlar için kullanılıyor bu tabir.
Tanrı,bizi bu zor günlerde şakşakçıların fütursuz aymazlığından korusun!..