SANDIĞA GİTMEK HAK DEĞİL GÖREVDİR

Abone Ol
Pazar sabahı sandığa gitmeyenlerin bir kısmı aynı günün akşamı ya efkar dağıtmaya meyhaneye gidecek ya da kazananların zaferine ortak olmak için parti konvoyuna katılacaktır. Ve ondan sonra beş yıl müddetle, biri destek vermediği mağlubu suçlayacak, diğeri de en ufak katkısı olmayan galibiyeti destanlaştırmak ve ondan pay almak için zafer konvoyuna katılacaktır. Üstelik de birinin eleştirmeye hakkı diğerinin zafer nutukları sıkmaya yüzü olmaması gerektiği halde.

Pazar, önemli bir gün, cumhurbaşkanını ilk defa cumhurun(halkın) kendisi doğrudan seçecek. Gerçi daha öncekiler de halk adına seçilmişlerdi ama o doğrudan seçim değildi, halkın vekilleri seçmişlerdi halk adına diyerek. Gerçi Kenan Evren de doğrudan seçilmişti ama o seçim, anayasa referandumunun içine gizlenmiş bir seçimdi ve seçimden sayılmazdı. İlk defa bu seçimde adayları liderler belirlese de seçimin kaderini halk doğrudan belirleyecek. Onun için sandığa gitmemenin hiçbir mazereti yoktur. Sandığa gitmemek; istenmeyen adaya dolaylı olarak oy vermekle eş anlamlıdır, kazanan kim olursa olsun.

Bu seçime üç aday katılacak, biri kaybedecek, ikisi kazanacak ama sadece biri cumhurbaşkanı olacak. Biraz karışık gibi gözükse de değil, Selahattin Demirtaş kısa vadede kaybederken; uzun vadede kazanan olmanın hesabında ve kendi adına, temsil ettiği düşünce adına son derece de doğru konumda. Bir taraftan İmralı misafirinin “sabır taşı çatladı” demeçleriyle, bir taraftan Kandil çetesinin “silahı bırakacağımızı sananlar hayal görüyor” tehdidiyle açılımdan aslan payını almanın diğer taraftan da 2015’te artık partisi adına seçimlere doğrudan girebilmenin gayretinde. Onun için kaybederken kazanacak ve ben onun için bu seçimde iki kişi kazanacak diyorum.

Seçime katılmak ve oy kullanmak, tebaa olmaktan çıkıp vatandaş olmanın en önemli ve hatta tek kriteri, hele de böylesine kaderi belirleyici ve doğrudan oy kullanılabilecek olan bir seçimde. Katılmak ve oy vermek, kaybedene karşı da kazanana karşı da söz söyleyebilmenin, kazanana bir vahim hatasında “Bir dakika, ben sana bunun için oy vermedim” diyebilmenin ya da kaybedene “Yeter artık” restini çekebilmenin ilk ve tek şartı bana göre. Tabii ortada görünmeseler de Sayın Kılıçdaroğlu ile Sayın Bahçeli’nin da bu yarışta olduklarını unutmamak kaydıyla.

Bir kere daha vurgulamak istiyorum, günlük tatilini feda edemeyenin ya da kırgınlığını ve hırsını sağduyusunun önüne çıkaranların önümüzdeki beş yılın faturasını başkalarına kesmeye hakları yoktur. Ben sandığa gideceğim.