Türk ulusu vatan yaptığı bu topraklar uğruna sayısız şehitler vermiştir. Türk Devletinin her türlü ihanete rağmen ayakta kalması, güçlü bir devlet olarak varlığını sürdürmesi kolay olmamıştır. Bu süreç şehitlerimizin akan kanları ile tamamlanan ve taçlanan bir süreçtir. Bayrağımız, onların sayesinde özgürce dalgalanmaktadır. Çanakkale savaşlarında, Kurtuluş Savaşı nda ,ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü uğrunda terörle mücadelede hayatlarını feda eden aziz şehitlerimiz, şehitlik kavramının en nadide yerinde durmaktadır. Şüphesiz onlara çok şey borçluyuz. Aziz şehitlerimizin bu dünyadaki mekanları olan şehitlikleri bir cennet bahçesine dönüştürmek, hepimiz için şehitlerimize karşı görevimizdir. Şehitlik gibi manevi havası yüksek yerleri inşa etmek ve korumak; sadece devletin değil, milletin de asli görevidir. Çünkü şehitlikler şehitlerimizin fedakarlıkları nedeniyle hepimize gurur ve onur veren yerlerdir…
Türkiye’de yaşanan siyasal değişimle birlikte artık sık sık eski ve yeni Türkiye kavramını duyuyoruz. Bu dönemde sapla samanın karıştırılması gibi şehitlik kavramının da karıştırıldığını görüyoruz. Artık şehit kim, şehit kim değil anlamakta zorlanıyoruz. Vicdanları rahatsız eden gelişmeler yaşanırken bunlara müdahale edilmemesi; bunlara sessiz kalınması gizli bir onay manası mı taşıyor bunu bilmiyoruz. Ülkemizin güneydoğusunda bazı yerleşim yerlerinde PKK’lılar için özel mezarlıklar inşa edildiğini, bu inşaatlarda bazı belediyelerin de görev aldığını ve buralara büyük törenlerle defin yapıldığını kamuoyundan takip ediyoruz. Bu törenlere milletvekili andını içmiş bazı milletvekillerinin de katılması, işin başka boyutu. 30 yıl boyunca asker ve polisle çatışırken hayatını kaybetmiş terör örgütü mensuplarının başka yerde gömülü olan cesetleri (kemikleri) bulundukları yerlerden yıllar sonra çıkarılarak bu mezarlıklara taşınmaktadır. Bu özel mezarlıklara şehitlik havası verilmektedir. Bu durumda şehit kimdir sorusu akla gelmektedir. Masum insanları katleden teröristler mi ,yoksa onlarla mücadele ederken hayatını kaybeden askerler ve polisler mi? Şüphesiz bu soruya alınacak yanıt sorunun kime yöneltildiğine bağlıdır. Ama şu bir gerçek ki vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü uğrunda canını feda eden askerler ve polisler, inancımıza göre gerçek şehittir. Bu yüzden bu noktada devletin sessiz kalmasını bir şehit yakını olarak kabul edemiyorum. Hiç kimsenin de şehitlik kavramını, siyasi menfaat uğruna sulandırmasını doğru bulmuyorum. Maalesef günümüzde sadece terör örgütünün değil, devletin de şehitlik kavramını karıştırdığına tanık oluyoruz. Şehitlik kavramının bilinçli bir şekilde karıştırılıyor olması, şehitlik kavramının manevi havasını kirletmektedir. Günümüzde teröristlerle birlikte kaçakçılara da şehit deniliyorsa; bunu herkesin düşünmesi gerekir ki bu durum gerçek şehitlerin kemiklerini sızlatan bir gelişmedir.
Yasalarla belirlenen sınırların dışına çıkılarak bir oldubitti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti siyasi sınırları içeriside kurulan terörist şehitlikleri vicdani ölçülerde asla kabul edilemez. Bu yerler sadece mezarlıktır, şehitlik kavramı içinde gösterilemez. Bunun aksini yaparak buralara şehitlik yakıştırması yapanlar, şehitlerimizin kemiklerini sızlatmakta ve milletimizi tahrik etmektedir…