SEVGİYİ UNUTAN TOPLUM

Abone Ol
n
n
n
n
n
n
n
n Bilmiyorum, pazarlamacıların tüketimi pompalamak için icat ettiği günde çoktandır kaybettiğimiz sevgi üzerine yazmamı bekleyenler oldu mu? Sevmiyorum pazarlamacıların günlerimizi parsellemesini ve değerlerimizi bir güne hapsetmesini. Hele de o değerler bir ömrü dolduran değerlerse.
n
n
n
n Avukatlar ya da doktorlar günü gibi meslektaşların biraraya gelmesine vesile olan dar kapsamlı günleri anlarım da anneler günü, babalar günü ve hele de sevgililer günü gibi hayatı kuşatan, hayatı anlamlı kılan ve hatta yaratılışa vesile olan kutsalları bir güne hapsetmeyi anlayamam.
n
n
n
n “Anlayamam” derken “hiç yazmadım” ya da “hiç yazmam” demiyorum. “Yazmadım” demek yalan olur. “Yazmayacağım” demek de tutamayacağım sözü vermektir ki ikisi de aynı kapıya çıkar. Ha yalan söylemek ha verilen sözden dönmek! İkisi de insan olana hele de hem Türk hem de Müslüman bir insan olana hiç mi hiç yakışmaz. Her ne kadar yalan söylemek ve sözden dönmek giderek siyasetimizde kanserli bir urun sağlam bünyede yayılması gibi hızla yayılsa da…
n
n
n
n Siyasetimizin son dönemlerine baktığımda ve o dünyadaki öfkeyi gördüğümde aklıma hep rahmetli Dilaver Cebeci’nin “Biz seni unuttuk mavi ışık/Biz seni unuttuk” dizeleri gelir. Biz sevgiyi unuttuk! Siyaset dünyamızın “belagat şehveti” o dar alanla sınırlı kalmadı, oradan çıktı ve tüm hayatımızı kapladı, bize sevgiyi unutturdu.
n
n
n
n Tüketim toplumunun dilinde “Sevgililer Günü” deyince kastedilen gerçek sevgi değildir; karşı cinse tutkudur. Piyasaya sürülen hediyeleriyle, mesajı ve birbirinden cafcaflı ama çoğunun içi boş demeçleriyle…
n
n
n
n Halbuki, karşı cinse duyulan ilgi ya da sevgi hiçbir zaman hayatın tamamını kapsamaz. Çocukluk ya da yaşlılık yılları; biri karşı cinsin ne olduğunu anlayamayan diğeri de anlamaktan korkan iki ayrı dönemin arasına hapsolmuş ve çoğu kez de aldanmaya mahkum bir dönem! Çocuklukta özlemle beklenen, yaşlılıkta hasretle anılan ve biraz da palavralarla süslenerek nakledilen...
n
n
n
n Şiirimizde hala var mı, varsa hangi yoğunlukta, bilmiyorum ama siyaset dünyamızda sevgiye yer yok. Basınımızda yok. Sinemamızda, dizilerimizde yok. Her yerde hiddet, her yerde nefret hakim. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin o kutsal çatısı altında yakası açılmadık küfürlerden geçilmiyor. Uçan tekmeler, kırılan burunlar, sıkılan gırtlaklar hep bu sevgisizliğin emaresi ve toplumu tahrip eden çok kötü örnekleri.
n
n
n
n Böyle bir toplumda sevgiden bahsetmek, sevgililer günü kutlamak ne kadar doğru ve ne kadar dürüst bir davranış? Sadece şiddet yayılmıyor, yalan ve yüzsüzlük de yayılıyor maalesef hem siyaset ve basın dünyamızda hem günlük hayatımızda. Cenap Şahabettin “Hiçbir hayvan yalan kadar velut(doğurgan) değildir, bir yalan en az yüz yalan doğurur” demişti.
n
n
n
n Siyasetçilerimiz ya yalanın doğurganlığını bilmiyorlar ya da umursamıyorlar. Ve topluma kötü örnek oluyorlar…
n
n
n
n

n

n