n
n n
n n
n n 30 Mart’a yaklaştıkça bu anlamsız, bu kuralsız, bu gereksiz tartışmalar, sataşmalar, meydan meydan dolaşıp laf çakmalar bitecek diye seviniyorum. Toplumun ruh sağlığı adına seviniyorum. Çocuklarımız adap ve edep konusundaki kötü örneklerden kurtulacaklar diye seviniyorum. Ve nihayet bu millet bunca tahrike rağmen bugüne kadar hala birbirine girmediği ve bundan sonra da girmesi ihtimali ortadan kalkacağı için seviniyorum.
n n
n n Ama aynı zamanda korkuyorum da. Bugüne kadar verilen tavizlerle alabildiğine şımaran hatta küstahlaşan PKK ihanet örgütünün bir ileri adıma geçmesinden ve maalesef bunun bugüne kadarki anlayış ve uygulamalarla artık önlenemez olmasından korkuyorum. “Aldı almadı, çaldı çalmadı” ya da “montaj, dublaj” çekişmeleri arasında PKK ihaneti ve vardığı nokta, gözden kaçırılmıştır. Gelen ve maalesef yalanlanmayan bilgilere göre PKK ve yandaşları ülkenin belli bir bölümünde artık paralel devlet yapılanmasını da aşmış adeta devletin yerine geçmiştir.
n n
n n Dün bir İstanbul gazetesinde “Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı ndan Çarpıcı Rapor” başlıklı bir haber vardı. Eğer doğruysa “Ben bu milletin bir ferdiyim, ben bu devletin bir vatandaşıyım” diyen herkesin tüylerini diken diken edecek dehşet verici bir rapor. Bazı illerimizin “kurtarılmış iller” ilan edilmesi hazırlığından tutun da kent merkezlerine yerleştirilen suikast timlerine, kentlerde açılan mazgallara, kritik noktalardaki betonarme siperlere, yer altı sığınaklarına kadar ne ararsanız var. Ve bu süreçte yurt içinden, yurtdışından (Suriye’den, Avrupa’dan ve daha başka yerlerden) PKK saflarına katılan toplam 11 bin PKK militanı ile ilgili bilgiler.
n n
n n Sadece bu haber değil konuyu ele almama ve 30 Mart sonrası için “korkuyorum” dememe sebep olan. BDP eşbaşkanlarının, milletvekillerinin, Kandil deki çete reislerinin bir süreden beri devam eden “30 Mart sonrası özerkliği inşa edeceğiz” açıklamaları. Diyarbakır Meydanı’ndan İstanbul Kazlıçeşme Meydanı na kadar her meydanda dalgalanan PKK bayrakları ve “Ya Müzakere Ya Savaş” pankartları da var. Ama işin tuzu biberi İmralı’daki şahsın devlet görevlilerinin getirip götürdüğü mektupları, görüşme tutanakları ve nihayet sızan ses kayıtları.
n n
n n Ve hükümetin bu gelişmeler karşısındaki sessizliği. Başka kesimlerden gelen en ufak bir eleştiriyi meydan okuma kabul edip, büyük bir hiddetle o açıklamaları yapanların üzerine giden Sayın Başbakan ve hükümeti PKK/BDP açıklamaları karşısında suspuslar. Ben bu suskunluğu anlamakta ve hayra yormakta zorlanıyorum. Son zamanlarda hükümetin sık sık kanatları altına sığındığı bir saflığın ve dolayısıyla barış sürecindeki bir aldanışın suskunluğu mu? Yanlış politikaların beslediği ayrılıkçı hareketin artık önlenemez noktaya geldiği gibi bir acı gerçekle yüzleşmenin çaresizliği mi? Ya da bir zamanlar Başbakanımızın “eşbaşkanı” olmakla övündüğü ve
n n ABD’nin BOP planı çok heyecan verici ve katılmamız çok önemli. Ben BOP Eşbaşkanıyım diyebilirim! BOP planı Diyarbakır için çok önemli. Diyarbakır BOP planının bir yıldızı olabilir! diye sunduğu BOP’un kaçınılmaz sonucu mu?
n n
nn
n