Sevmenin Bedeli...

Abone Ol

Çiçeklerin de dili var...
Sevginizi anlarsa, konuşuyor...
Bazen dert ortağınız oluyor...
En mahremlerinizi biliyor...
Karşılıklı sevgi olursa eğer...
Öyküde gül, bahçıvanı sevmiş...
Bahçıvan da onu...
Hem de öyle bir sevgi ki...
Sizleri öyküyle başbaşa bırakıyorum...

* * *

Daha henüz fidandı; su beklerdi, güneş umardı.
Hepsi bir yana, sevgi beklerdi insanlardan...
Kaderi belliydi... Ya koparılacak ya üstüne basılacak ya da duygu taşıyacaktı. Kırmızıysa aşk, sarıysa ölüm...
Bir adamın bahçesinde yaşardı; fidanın farkında olmayan, kocaman evi, kocaman bahçesi olan ancak duygusuz adamın biriydi sahibi....
Umutları vardı, hayal kurardı: Etrafında cıvıl cıvıl çocukların oynadığı, sevenlerin el ele dolaştığı.... Varsın evin bahçesi küçük olsundu ama kocaman gönlü olsundu...
Hayaldi işte, ama hayaller de bir gün gerçek olmaz mıydı?
İnanırsan, can-ı gönülden istersen neden olmasındı?
Gün geçiyordu ama her gün aynıydı fidan için...
Bir tek bahçıvan vardı kendisini seven...
Bahçenin sahibi onları da sevmezdi, bağırır çağırırdı. Bahçıvanla, her akşam dertleşirler, ağlaşırlar ve koklaşırlardı...
Zaman geçti, fidan büyümeye başladı; yüreğinde umutları içinde sarmal sarmal kıpkırmızı yaprakları oldu.
Tomurcuk oldu, gonca oldu, yaprak açtı. Ay yüzlü, kan kırmızı yapraklı, aşk kokulu narin bir gül oldu...
Çiçekler hayrandı, her sabah yapraklarını okşayan sabah rüzgarı, ona gıda veren güneş, her gece ona gülümseyen ay bile aşık oldu ona. Cefakar, fedakar toprak ana gururlandı yavrusuyla. Bülbüller şarkılar besteledi, name name şakıdı gül üstüne, umut üstüne, sevda üstüne, aşk üstüne...
O gün hava kapkaraydı; ne güneş vardı ne ay çıkmıştı ne rüzgar esmiş ne bülbül ötmüştü. Dostu bahçıvan da ortalarda yoktu. Bahçede matem havası vardı.
Fırtına öncesi sessizlik kaplamıştı her yeri; gece de baykuş feryat etmişti. Bu hal uzun sürmedi; haber bahçeye bomba gibi düştü.
Bahçe sahibi ölmüştü ve onun cenazesine gönderilmek üzere bahçedeki tüm çiçekler kesilecekti.
Çiçekler, ağlamaya, feryat etmeye başladılar. Herkes, birbirini teselli etmeye çalıştı ama elden ne gelirdi ki? Kader... Hele gül, çok üzgündü; böyle mi olacaktı? Hayalleri, umutları vardı. Sevenlere aracı olacak, aşk nağmeleri duyacaktı onlardan...
Buseler konduracaklardı; kıpkırmızı ateşli dudaklardan, kan kırmızısı yapraklarına... Allahım diyordu ağlayarak...
Ve zaman geldi çattı, bahçıvan dostu, ağlayarak teker teker kesmeye başladı yıllardır elleriyle suladığı, gözü gibi baktığı, sevgiyle büyüttüğü kuzucuklarını...
Sıra güle gelmişti, öptü kokladı. Kolay şey miydi canından parçayı koparıp atmak... Ağlaştılar, veda ettiler. Adamın gözünden düşen damlalar, gülün yapraklarına düştü. Ağladı, ağladı, ağladı...
Bülbül acı acı öttü; rüzgar son defa okşadı. Gül, gözlerini kapattı ve celladının darbesini beklemeye başladı...
Bahçıvan bıçağı kaldırdı, gül boynunu uzattı.
Vur! dedi; Vur!.. Dost elinden, ölüm bile olsa kabulümdür, vur... Hayır, hayır yapamam
dedi bahçıvan ... O anda kararını verdi.
Gülü, toprak anası ile aldı ve saksıya yerleştirdi.
Hızla evine götürdü. Karısı çok sevindi. Çünkü o gün evlilik yıldönümleriydi. Gül, Allaha şükür etti, hayalleri gerçek olmuş, duaları kabul olmuştu. Artık bir ailesi vardı, sevgi dolu çocuk seslerinin ve aşk nağmelerinin var olduğu...
Sahibi fakirdi, bir karış da toprağı vardı... Ancak sonsuz ve sınırsız sevgi dolu gönül bahçelerinin sahibiydi...

* * *

Bugününüz, dünden daha iyi olsun. Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle...