ŞEYH SAİT VE ZALİM MUSTAFA KEMAL

Abone Ol

Yeter artık. Her şeyin bir sınırı vardır, en azından olmalıdır.
Utanmazlığın, yüzsüzlüğün, sahtekarlığın, inkarın ve hakaretin hatta
ve hatta ihanetin bile bir sınırı olmak gerekir. Ve hepsinden de
önemlisi; bir Türk ülkesinde Türke hakaretin de Türkün bu hakarete
tahammülünün de bir sınırı olmak gerekir ve de vardır. Sabır taşını
çatlatmak, en çok çatlatanlara zarar verir.
Türk düşmanı Şeyh Sait asisine idam cezası verilmesinin yıldönümü
bahanesiyle bir mesaj yayınlamış gafilin biri: “Bugün Diyarbekir’de
Şanlı İslam Sancağı’nı dalgalandıran, Hilafet için zalime başkaldıran
Şeyh Said ve arkadaşlarına idam cezası verilmişti. Şeyh Said ve
arkadaşları, belki o gün başarılı olamadılar ama onların açtıkları yol,
verdikleri mücadele bizlere her zaman ilham verdi…”
Bu mesaj umarım ki bir etnik düşmanlığın, o düşmanlıktan beslenen bir
ihanetin değil, tarih bilmemekten ya da bir süreden beri ısrarla
sürdürülen yalan ve yanlış tarih anlayışından beslenen çarpık ve
zavallı bir saçmalık olsun. Ne yazık ki çoğu zaman gafillerin
rehberleri ve yol arkadaşları, hainler oluyor ve ihanet canavarı
gafletin meyveleriyle besleniyor.
Şeyh Sait, bir Kürt isyancısıdır. Bizim gafilin zannettiği ya da bize
sunmaya çalıştığı gibi “Hilafet için” başkaldıran birisi değildir.
Hilafet onun için geniş kesimlerin isyana katılması amacıyla Türk
denizine attığı oltanın ucundaki bir zokadır. Onun asıl hedefi Kürt
bağımsızlığıdır.
Zalime falan başkaldırması da din için, Alem-i İslam için kılını
kıpırdatması da söz konusu değildir. Ne Osmanlı Padişahı ve
Halife’sinin cihat ilan ettiği Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştır ne
de vatanı işgal eden Hristiyanlara karşı verilen Milli Mücadele’de
yer almıştır. O mesajı atanın “zalim” diye nitelediği ve aklınca
hakaret etmeye yeltendiği Mustafa Kemal ise Harbiye’yi bitirdiği andan
itibaren bu vatan, bu millet ve bu devlet için cepheden cepheye
koşmuştur. Şeyh Sait, Hınıs’ta istirahat ederken O Trablusgarp’ta Şeyh
Ahmet El Sunnusi Hazretleriyle birlikte İtalyanlara karşı İslamı
savunuyordu.
Şeyh Sait, Rusların Erzurum’u işgali üzerine taşındığı kardeşinin
Piran’daki konağında bir taraftan yan gelip yatıp diğer taraftan
Suriye’ye koyun satıp para üstüne para korken o Çanakkale’de,
Filistin’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da “İstiklal-i Tam ve Hakimiyet-i
Milliye (tam bağımsızlık ve milli egemenlik)” uğruna savaşıyordu.
Şeyh Sait, din için değil Kürtlük için ayaklanmıştır. Başaramamıştır,
yenilmiş, yargılanmış ve asılarak idam edilmiştir. İsyanı bize Kerkük
ve Musul’a malolmuştur. Kerkük ve Musul petrolleri İngilizlerin eline
geçmiş ve o petrol kazancıyla donatılan Hristiyan askerleri, Müslüman
topraklarını işgal etmişlerdir. O işgal şu veya bu ad altında hala
sürmektedir ve İngilizlerin dün Şeyh Sait ler, Seyit Abdulkadir ler,
Seyit Rıza lar eliyle kurduramadığı Kürt devleti bugün Amerikalılar
tarafından APO, Barzani, PKK, YPG ve diğer taşeron kişi ve gruplar
vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.
Tarihi, milletler yazar. Soytarıların gücü ne yazmaya ne de
değiştirmeye yeter. Türk milleti, tarihin bu bölümündeki son sözünü
henüz söylemedi. Hatta henüz konuşmaya başlamadı bile. Konuşursa Türk
gibi ve Türkçe konuşur ve tarih bir kere daha bir destana şahit olur.