Bu memlekette,hak ve hukuk
kavramları, tam olarak içlere sindirilmiş değildir...
Haklı değil,güçlü olanın haklılığı değişmez kuraldır...
Yaşanan olaylarla toplum bunu kanıksamak
zorunda kalmıştır...
Neme lazımcılık,böyle başlamıştır...
Başkaları haksızlığa uğrarken
seyreder, sonra sıra kendisine gelir...
Yine tepkisizdir...
Çünkü güçlünün
karşısında olmakla, başına gelecekleri
bilir...
Vatandaş kendine göre
haklıdır...
Seyirci pozisyonunda olmak,
sıkıntıdan uzak durmaktır...
Kah kamu kurum ve kuruluşlarında
kah özel sektörde...
Ya da çarşıda pazarda...
Veya evde...
Dahası insanın olduğu her yerde...
Etliye sütlüye karışmayanlar,
rahattır...
Gözünün önünde cinayet işlense,görmedim der...
Karakolda ifade vermekle
kim uğraşacak?..
Devlet dairesinde
haksızlıkla mı karşılaştı?..
Memurla didişip,soluğu hakim önünde
almayı ister mi?..
Memlekette nice öyküler var böyle...
Yanlışı düzeltmek için
çaba göstermek yerine bu öykülere gülmekle geçti ömürler...
Her şeyi hazırdan aldık...
Zahmetsiz ve mücadelesiz...
Bedel ödemeksizin!..
Peygamberimiz, Kim bir münkeri (dine aykırı bir şeyi) görüp de onu eliyle değiştirmeye gücü yetiyorsa eliyle değiştirsin. Eğer gücü buna yetmiyorsa diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa kalbiyle değiştirsin ve kalp ile değiştirmek imanın en zayıfıdır diyor...
Yani, olumsuzluklar karşısında
tepkisizliği kabul etmiyor...
Susma, sustukça sıra sana gelecek
demekle de olmuyor...
Bu ülkede hak arayacak her türlü
hukuki zemin var...
Yeter ki yanlışları düzeltmek iste!...
Gün gelir, adalet yerini bulur!..
Bu vesileyle bayramınızı en içten duygularla
kutluyorum...
Pazar günü buluşmak umuduyla...