n
n n Giderek yoğunlaşan “ şiddetle” karşı karşıyayız.
n n Okulda, sokakta, trafikte, kitle iletişim araçlarında ve ailede yoğunluğu artan bir şiddetle yüz yüze geliyoruz.
n n Adliye koridorlarına ve polis zabıtlarına baktığımızda bu durumu bütün çıplaklığıyla gözlemleyebiliyoruz.
n n Kaba kuvvetle sorunlarımızı çözme alışkanlığımızdan kurtulamıyoruz.
n n Çocuklarımızı, “ dayak cennetten çıkma” mantığı ile terbiye etmek isterken, evdeki hanımımızla da iletişimi “sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeme “ yöntemi ile kurmaya çalışıyoruz.
n n Ya aile dışındaki iletişimimiz?
n n Her saat ve her gün çevremizde meydana gelmiş olan aksaklıklara büyük bir öfke birikimi ile saldırıyoruz.
n n Peki, bunların temelinde ne vardır?
n n Bunların temelinde eğitim ile bu paralelde yayın yapan kitle iletişim araçları vardır.
n n En sağdan en sola kadar her renk televizyon yayımladıkları dizilerle toplumdaki şiddet yangınına körükle koşmaktadır. Toplumdaki şiddet yangınına su taşıyacakları yerde körükle , benzinle koşarak izlenme rekorları kırma yarışına girmektedirler.
n n Bu konuda , İslamcı olduklarını iddia eden televizyonların hepsi sınıfta kalmış durumdadır.
n n Dizilerdeki hakim rollere –maalesef- öfke ve şiddet egemendir.
n n Söz konusu kitle iletişim araçlarının ailelerde oluşturduğu şiddet ve kötü modeller, fazlasıyla okullarımıza yansımaktadır.
n n Öğrenciler, patlamaya hazır bir bompa gibi derslere girip çıkmaktadır.
n n Aileler aciz, öğretmenler yetersiz…
n n Ailelerde ve eğitim kurumlarında düzeltilemeyen ya da yönlendirilemeyen öfke ve şiddet ise , toplumda tahmin edilemeyen sonuçları doğurmaktadır.
n n Toplumumuz adeta “öfke ve şiddet toplumu” olma yolundadır. “Yarın çok geç” demeden gerekli tedbirler alınmalı ve bu felaketten öncelikle çocuklarımız kurtarılmalıdır.
n n Selam ve sevgi ile…
n n
n