ŞİİRLERLE DÜET

Abone Ol
n
n
n
n
n
n
n Nereden çıktı diyeceksiniz şiirlerle düet. İçeriden İbo’yla dışarıdan Şivan içeriden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la dışarıdan Barzani’nin huzurunda şarkılarla düet yaptılar ya işe oradan. Ben şarkı söylemeyi bilmem. Ne sesim ses, ne kulağım kulak. Ama şiiri bilirim. Bizim neslimiz şiirlerle büyümüştür desek yeridir. Aşkımızı şiirlerle dillendirdik, öfkemizi mısralara döktük. Ve bir koca dünyaya şiirlerin dilinden meydan okuduk. Ağlarken bile şiir söylüyorduk sanki.
n
n
n
n
n
n
n
n Şiiri olmayan sevdalar bize yabancı. Şiiri olmayan davalar dilsiz, sessiz, mesajsız. Onun için ulaşamıyor halka, onun için umut vermiyor insanlara ve belki de onun için pençesini geçiremiyor iktidara. Hatta umutlanamıyor bile. Umudu olmayanın umut vermesi olası mı?
n
n
n
n
n
n
n
n Büyük şairler tandım ben. Hüseyin Nihal Atsız “Hoca”, Necip Fazıl Kısakürek “Üstat”, Attila İlhan “Usta”, Yavuz Bülent Bakiler “Ağabey” idi. Atsız Hoca bir dik duruş, Necip Fazıl bir müthiş Türkçe, Attila İlhan hem şair hem yazar hem de mütefekkirdi. Yavuz Ağabey sadece güzel yazmazdı şiiri bir tiyatro sanatçısı mükemmelliğinde okurdu.
n
n
n
n
n
n
n
n “Sakarya Türküsü” bir neslin vazgeçilmeziydi. “Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için/
n
n Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?/ /Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, /Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.” Üstat “Türk” derken; üstadın altın nesli olduğunu söyleyenler ya da sananlardan bazıları “Türk” demekten korkuyor, utanıyor ve hatta nefret ediyor. Ne yaman ve ne acı çelişki ya da ne hazin bir inkar!
n
n
n
n
n
n
n
n İlerlemiş yaşında Arif Nihat Asya’yı da tanıma şansını elde ettim. Hani şu bir zamanların vazgeçilmez şiiri, her Türkün gurur vesilesi “Bayrak” şiiri var ya onun şairi. Hani şu “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü/ Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü/ Işık ışık, dalga dalga bayrağım/ Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım/ Sana benim gözümle bakmayanın mezarını kazacağım/ Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım” mısralarının yer aldığı şiir. Önce son iki mısraı çıkarıldı kitaplardan sonra tamamı. Şiirini gönül rahatlığıyla ve gururla okuyamadığımız bayrağımızın gönderden indirildiğini görmenin hüznünü yaşamak varmış kaderde. Kendi vatanımızda bunu da gördük.
n
n
n
n
n
n
n
n Yavuz Ağabey buna kahırlanır ve “Bayraklar içindeki en güzel bayrak/ Düşüncem senden yanadır/ Hep senden yanadır çektiğim kahır/ Bu senin ülkende, senin gölgende” der. Acıdır bayrağın ülkesinde, bayrağın gölgesinde bayraktan yana kahır çekmek. Ama Yavuz Ağabeyi kahreden, dayanılmaz olan, isyana sevk eden acı değildir ihanettir, nankörlüktür, işgüzarlık, sanırım.
n
n
n
n
n
n
n
n Kahırlanması sadece bayraktan yana ve bayrak yüzünden değildir. “Bizim türkümüzde gurbet var artık. Hasret var, yürek var, toprak var balam” diye başlar ve oradan Kerkük’e, Kırım’a, Türkistan’a uzanır. Türke reva görülen zulme ağlar. “Kerkük te kurşunlar ansızın bizi vurur/ Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz/ Zulüm bir hançer gibi içimize oturur/ Bir mağara devrinden arta kalan insanlar/ Kerkük te kan kusturur... /Uzar gider bir sessizlik içinde/ Bir uçtan bir uca Türkistan toprakları/ Beyaz altın dediğimiz pamuk tarlalarına/ Çöreklenir yedi başlı kızıl yılan/ Başkaldırsa esarete yeni bir Osman Batur Han/ Bebekler bile vurulur beşiklerinde / Kana boyanır Türkistan.”
n
n
n
n
n
n
n
n Bu şiiri yazarken, günün birinde, Kerkük’ü kana boyayan adama “dostumuz” diyeceğimiz ve “Biji Kak Mesut” diye karşılayacağımız hiç aklına gelir miydi acaba Yavuz Ağabeyin? Gaflet ya da “akıl ermez derinlikli siyasetler” akla gelmeyeni başa getirirmiş! Kul neylesin, utanacaksa kader utansın!
n
n
n
n
n
n
n
n Uzar gider bizim şiirlerimiz, sonu gelmez ama bir yerde kesmezsek köşe hatta sayfa yetmez. Yine Yavuz Ağabeyle gidelim gafletin üzerine ve yine onunla meydan okuyalım tüm ihanetlere, tüm gafletlere: “Ben Antepliyim, Şahin’im ağam./ Mavzer omuzuma yük. / Ben yumruklarımla dövüşeceğim./Yumruklarım memleket kadar büyük. /Hey, hey! /Yine de hey hey! / Kaytan bıyıklarım, delişmen çağım/Düşman kurşunlarına inat köprü başında / Memleket türküleri çağıracağım. / Bu dağlarda biz yaşarız, bu dağlar bizim dağımız./ Namusumuz temiz, bayrağımız hür / Analarımız, karımız, kızımız, kısrağımız /Burada erkekçe döğüşür.”
n
n
n
n
n
n
n
n Bilseydim ve becerebilseydim şiirlerle yapmazdım düeti memleket türküleri çığırırdım dosta düşmana inat. Siz çığırın sesi güzel olanlar, siz çığırın bu memleketin türkülerini bir dağdan bir dağa, bir uçtan bir uca.
n