n
n n Dün, bazılarınca gerçekten öyle sanılan, bazılarınca da hergelece bir art niyetle bize “barış meleği” diye yutturulmaya çalışılan Leyla Zana’nın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a dayattığı ya da en azından dayatmaya kalkıştığı şartları aktarmıştım sizlere.
n n 1-Oslo görüşmeleri yeniden başlasın.
n n 2-Devlet Kürt halkından özür dilesin.
n n 3-Öcalan ev hapsine alınsın.
n n 4-Kürtlerin ana dil talepleri karşılansın.
n n 5-Silahlar sussun gibi gerçekçi olmayan taleplerden vazgeçilsin.
n n Bu barışçı(!) taleplerde daha doğrusu bu ayrılıkçı dayatmalarda Leyla Zana tek değil. Aysel Tuğluk da benzer şeyler, dillendiriyor:
n n “Kürt halkı muhatabını netleştirmiştir. Kürt halkı “Sayın Öcalan benim irademdir” diyerek muhatabını ortaya koymuştur. Devlete düşen şey, halkın bu iradesine saygı göstermektir. Bunun dışında bu gerçeklerle yüzleşmeye yanaşmadığı müddetçe, çözüm formüllerinin hiçbirinin sorunu çözmesi mümkün değildir… Sayın Öcalan’ın özgürlüğü mümkündür ve bu halkın talebidir... Sayın Öcalan’ı, PKK’yi ve BDP’yi dışarıda bırakacak bir çözüm şansı yoktur.”
n n Bizim safdiller ve kriptolar bunlara barış talepleri diyor. Siz ne dersiniz, barış talebi mi bunlar yoksa bir dayatma mı?
n n Bunlar Ankara’da oturanlar. Bu devletten maaş alanlar ve bu milletin birliği, vatanın bölünmez bütünlüğü ve devletin bekasından bahseden Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na sadakat yemini edenler. Hani şu değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez üç maddesinden birisinde “Devletin resmi dili Türkçedir” yazan anayasaya var işte ona sadakat yemini edenler.
n n Bir de ülke dışında, Kuzey Irak’ta, Kandil’de oturanlar var, Duran Kalkan ve Murat Karayılan gibi. Bir buradakiler konuşuyor bir oradakiler. Bir Duran Kalkan konuşuyor bir Murat Karayılan. Ne kadar da benziyor söylemler; şaşırmamak elde değil.
n n Duran Kalkan “silahlı eylem sürecine girildiğini ve kendileri için tek çözümün Kürtlerin kendi kendilerini idare etmesi olduğunu” söylüyor. Bu “kendi kendilerini idare” etmeyi nasıl anlamalı? Demokratik özerklik olarak mı yoksa tam bağımsızlık olarak mı?
n n Murat Karayılan, iki aşamalı bir formül sunuyor:
n n “TC Devleti Kürt halkını bir halk olarak, bir millet olarak tanıma temelinde çözüme yaklaşır, demokratik özerklik ekseninde çözerse, biz ona varız. Ama buna gelmezse, bunu kabul etmezse elbette ki biz bağımsız biçimde tüm gücümüzü ortaya koyacağız. Gerekirse Güney Kürdistan’la birleşip bağımsızlığımızı da ilan ederiz.”
n n Nasname de tam bu noktaya devreye giriyor ve Karayılan’a “aferin”i çakıyor:
n n “Güneyin gerillaya karşı hassasiyeti biliniyor ve yapılması gereken en doğru şey Karayılan’ın seçeneklerden biri dediği “Güney ile birleşmenin” tereddütsüz hayata geçirilmesidir. Bu birleşme PKK’nın kurumsal kimliğiyle değil, PKK içinde yer alan Kürtlerin güney ile birlikte hareket etmesidir. Böyle bir tutum alacak olan Karayılan ve gerilla tüm Kürdistanlıların koşulsuz desteğini alacaktır kuşkusuz.”
n n Bu güney dedikleri bizimkilerin makamında saz çalıp türkü çığırdığı Kak Mesud’un ya da Mele Celal’in hüküm sürdüğü yerler değil mi?
n n Farkında mısınız; biz burada ıvır zıvırla meşgulken onlar nerelerden nerelere gelmişler?
n