Sürüklenmek veya tutmak

Abone Ol

n

n
n Her zaman gündemden ve gündemin konularından uzak durmaya çalıştım. Nihayetinde bu gün yakından takip ettiğimiz olayları bir elli yıl sonra unutuyoruz. Gündemi bireysel yoldan parça parça oluşturan bazı gerçeklerin ise hiç değişmediğini görüyorum. Zaten gündeme baktığımda da içimizi acıtan veya bizi dehşete düşüren kargaşanın insani zaaflarımızın demet haline getirilmesinden başka bir şey olmadığını fark ediyorum. Gündemin; her şeyi dışında aramaya alışmış biz adem oğullarının, içindeki sorunlardan gözlerini uzak tutmak için icat ettiği çağımızın en güzel oyuncağı olduğunu görebiliyorum. Zira kendi içimize dönüp iç topallamalarımızı gidermektense dünyanın dönüşünü değiştirmek daha kolay(!) Kendimizdeki bir aksaklığa gözlerimizi kapatmak için yurt gündemini günde iki üç saat konuşur, dünyayı kurtarır, kendimizle yüzleşme işinden sıyrılıveririz. Geçen yazımda da belirtmiştim, peşimizi bırakmaz benliğimiz. Öyle kolay mı insanın kendinden kaçıp kurtuluvermesi?
n
n İki senedir, bu çabanın tohumları patladı içimde sanırım, yatağımdan bir sözcüğün çıldırmış tınısıyla uyanıyorum. Bu sözcüğü içimde hissederek kafamda bir balyoz darbesiyle uyandığımda ilk düşündüğüm, neden böyle bir çığlığın içime hapsolduğuydu. Uçurumun kıyısında olan hayatımın, imdat çığlığı olduğu aşikârdı. Ne demek istiyordum kendime, SÜRÜKLENİYORUM u hangi bağlamda kullanmıştım? İlk işim Türk Dil Kurumu nun sözlüğüne bakmak oldu. SÜRÜKLENME nin sözlükteki anlamı belliydi: 1. Sürüklemek işi yapılmak veya sürükleme işine konu olmak. 2. Kendi kendini sürüklemek 3. Bir iş sonuçlanıncaya kadar boş yere gecikmelere uğramak. 4. Tekne akıntı ve rüzgârın etkisiyle gelişigüzel dolaşmak. Sözcüğün edilgen hali buydu; ama bana yapılanları tam anlayabilmek için etken haline de bakmak gerekiyordu. Sürükleme işini bana kimin ve neyin yapabildiğini bulmam için öncelikle sürüklemenin satır satır ne olduğunu algılamam zorunluydu. Yine sözlüğe baktım, sürükleme: Bir şeyi yerden kaldırmadan iterek ve çekerek götürmek. 2. İstekli olmayan birini bir yere götürmek, getirmek veya bir işi yapmaya zorlamak. 3. Kötü bir duruma, sona doğru götürmek. 4. İlgi uyandırarak bırakmayacak duruma getirmek, çok ilgilendirmek. İşte birileri veya bir şeyler bana bunlardan birini veya bir kaçını yapıyordu. İçimdeki ses yumuşak ve müşfik bir şekilde söylemediğine ve bu sözcüğün bir ivediliği olduğuna göre son madde olamazdı. Bir yere not ettim iki sözcüğün anlamını. Gün içinde boş kaldığım her anda insanların meraklı gözlerinden kaçırarak çıkarıp sessizce okudum, düşündüm. Sonra çağrışımlarımı not ettim: Sözlük haklı, kendi isteğim dışında küçük bir kibrit çöpü gibi oradan oraya sürükleniyorum. Hayatın bu acımasız akıntısı içinde tutunacak bir dal bulamadım kendime. En azından tam anlamıyla yapmak istediğim şeyi yapmıyorum, olmak istediğim yerde değilim. Hayatımın verimsizliği içinde, rutinin beni götürdüğü yere doğru gidiyorum, gelişi güzel. Kendi planımın beni itelediği değil de çevremdeki insanların bana seçtikleri yöne doğru… Aslında onların yap dediklerini yapmaya, onlar gibi yaşamaya hiç de istekli değilim; kişisel farklılıklarım bunu yaptığımda beni mutlu etmiyor. Yine de beni insanların bir yerlere götürmesine izin veriyorum. Eve geldim ve gün boyu aldığım notları okudum. Notlara bakılırsa içimdeki ses haklıydı, ben cidden sürükleniyordum. Önce akıntıdan bir şeye tutunarak kendimi kurtarmam, sonra da istediğim yönü belirlemem gerekiyordu. Yine saatlerce, günlerce haftalarca düşündüm, bazı sonuçlar çıkardım.
n
n Sonuçlar hayatımda başkaları için belki küçük; ama benim için büyük değişiklikler yapmamı sağlayacak kararlar alıp, bunları uygulamamı sağladı. Kendi halinde, kimseye zararı olmayan değişiklikler ve kararlar. Yazmak bunlardan ilkiydi. Yazarak başka gönüllere dokunduğumu bilmek hayata bir tutunuştu benim için. Yazıyordum ve içimdeki ses azalıyordu. İkinci olarak hayatın içindeki rutinden yakamı sıyırırsam sürüklenme hissinden iyiden iyiye kurtulabileceğimi anladım. Ve şunu kabul ettim: Günlük yaşantım benim gerçek hayatım değildi. Bir başka hayatım daha olmalıydı, ikinci bir ben. Mesela; gazetelerden ilginç öyküler derleyen, bunları bir yerlere not eden… Gitarını eline alıp insanların deli saçması diyecekleri; ritmi, seyri kendine özgü besteler yapan… İlginç bulduğu kareleri fotoğrafla belgeleyen… İnsanların anlattıklarını dinlerken eksilttiklerini söylediklerinden çıkarıp zihnine not eden… Kalabalıklara girdiğinde bütün iletişimini kesip insanları gözlemleyen ve onların kişiliklerini içinden tahmin etmeye çalışan…Tüm bu benleri bir araya getirmeye çalıştım, ağırlaştırdım ve sürüklenmekten kurtulmaya başladım. Artık mecburen bir yerlerde olsam da, mecburen bir şeyleri yapsam da ikinci benin varlığı beni bu histen kurtarıyor. İki senedir SÜRÜKLENİYORUM azarını içimde duymadım. Zaman içinde her sözcüğün yerini başka bir sözcük aldı. Ben de üzerinde düşündüğüm her sözcükle kendime bir adım daha yaklaştığımı hissettim, Kayıp Kıtalılar. Aynı şeyi size de tavsiye ederim…
n
n
n
n ULTREYA….
n