SUSMANIN UTANCI

Abone Ol
n
n
n
n
n Balyoz ve Ergenekon davaları ortaya çıktığında, ülkenin kaderini ellerinde tutan muktedirlerden bazıları, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti. Zanlılar, bağırsaklardaki pisliklere benzetiliyordu. Kin adabın ve edebin önüne geçmişti.
n
n
n
n 17 Aralık soruşturması üzerine bir siyasetçi “irin akıyor” dedi. Bir gazete de “Lağım Patladı” manşeti attı. Arapların “men dakka dukka” diye bir atasözü vardır; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çok sık kullanır. Etme bulma demektir. Eden bulmuştur demek mümkündür ama bu üslup da hoş değildir. Öteki kadar sakildir.
n
n
n
n Dün yargılamalardaki hukuksuzluğa, insanların itibarsızlaştırılmasına, sahte delil iddialarına “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diye kulaklarını tıkayanlar, işin ucu kendilerine dayanınca şimdi “kumpas var” diye feryat ediyor. Bir hukukçu olarak incelemediğim bir dava dosyası hakkında konuşmayı doğru bulmam. Onun için bugüne kadar hiçbir dava hakkında hiç kalem oynatmadım. Bugün de oynatmam. Üzerinde durduğum konu, iddiaların doğruluğu yahut yanlışlığı değil. 17 Aralık operasyonu ile başlayan süreçte ortaya dökülen itiraflar. Sahibini aklayan değil tam tersine yasalar karşısında olmasa bile maşer-i vicdanda mahkum ettiren itiraflar.
n
n
n
n Eli kalem tutanlardan birisi mensubu bulunduğu partiyi ve liderini savunmak isterken, bilerek ya da bilmeyerek -ki ne yazdığını bilmeyecek dolayısıyla bilmeden yazacak birisi değil- son beş altı yılımızı dolduran Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk ve diğer bu davaların “Milli orduya kurulan bir kumpasın eseri olduğunu” ifşa etti. Kumpası ifşa eden benim gibi sade bir vatandaş değil, ülkenin en güçlü siyasetçisinin baş danışmanı. Aynı zamanda … hukukun üstünlüğüne… adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağına; büyük Türk milleti önünde namusu ve şerefi üzerine ant içen bir milletvekili. Son günlerin moda kelimeleriyle soralım: “İtiraf zamanlaması manidar değil mi?”
n
n
n
n
n
n Sır perdesi yırtıldı, itiraf kapısı aralandı bir kere, o kapıdan geçen geçene. Biri de birkaç gün önce anlatıyor Ergenekon ve Balyoz davalarının ne olduğunu ve kendisinin gerçeği ne zaman anladığını. Şunları yazıyor köşesinde: “Ergenekon ve Balyoz davaları gerçek bir derin devlet davası değildi. Bunu anlamam, iddianamenin açıklanıp davanın açılmasından bir ay sonrasına dayanır. Açılan dava, derin devlet içindeki ABD’nin söz dinlemeyen çocuklarının tasfiyesi, daha doğrusu, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle” kabilinden, bunlar üzerinden yürütülecek dava ile sistem içindeki birilerinin kontrol altına alınması davası idi.”
n
n
n
n Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk davalarının sanıkları ve yakınları da hep bunu söylediler altı yıl boyunca ve hala bunu söylüyorlar. Duyması, görmesi gerekenler duymazdan, görmezden geldi. Onlar yaralarını dağlar, acılarını dindirir, göz yaşlarını silebilirler. Siz, kumpası bilip de susanlar, görüp de görmezden gelenler, siz, susmanın ve görmezden gelmenin utancını alınlarınızdan silebilecek misiniz?
n
n
n