Eskilerin suya sabuna dokunmamak sözü bir tarafa; bugün biraz suya dokunmak istiyorum. Su ile ilgili olarak çok sayıda makale yazdım, bunun yanında bir televizyon programı bile yapmıştım. Su ile ilgili olarak lâftan başka bir şey üretmiyoruz. Kimileri çıkıp İstanbul daki barajlarda 50 günlük suyun kaldığını söylüyor, hemen belediye başkanı 120 günlük suyun kaldığını ve korkulmaması gerektiğini ifade ediyor. Bir önceki yıllara göre Türkiye deki barajların su seviyesinin 1/4 kadar olduğu gerçeği ortadadır. Bir barajda % 15 oranında su kaldığının ifadesi, bu suyun tamamının kullanılma durumunda olduğunu söyleyemeyiz. Kısaca söylemek gerekir ise, rakamlarla sizleri oyalamak istemem ama, ülkemiz su bakımından fakir duruma doğru kaymaktadır. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da bir mirasyedi gibi doğanın birikimlerini har vurup harman savurmaya devam ediyoruz.
Su konusunda bilimsel araştırmalar yapmış olan birçok bilim adamı, her zaman uyarılarda bulunmalarına rağmen; bu konuda önlemlerin alındığını söylemek mümkün değildir. Daha önce yazdığım suyun çokluğunda susuz yaşamak adlı makalemde bunlara değinmiştim. Elbette, doğada su çok fazladır. Fakat, bu miktar içinde tarımsal sulama, sanayi, evlerde kullanma ve içme için olan kısmın çok az olduğunu da ifade etmiştim. Burada önemli olan diğer husus ise, nehirler ve göllerimizi vahşi bir şekilde kullanarak ya kurutuyoruz veya kirletiyoruz. Anadolu da size onlarca göl sayabilirim ki, bunlar halen kurumuş veya kirlenmiş durumdadır. Yeşilırmak, Kızılırmak ta su miktarında önemli azalmalar ortaya çıkmıştır. Benim kanaatime göre, bu azalmalar daha da devam edecektir. Bunun için de şimdiden önlemlerin alınmasında yarar vardır, ama bununla ilgili tedbirler ortada yoktur.
Özellikle, birçoklarının aldandığı husus, yıllık ortalama yağışlarda bir azalma olmayabilir, fakat bu yağışlardaki faydalılık nedir? Faydalılık bir tarafa bunların afet şeklinde ortaya çıkarak zarar verdikleri gerçektir. İstanbul a yaz olmasına rağmen çok yüksek miktarda yağmur düşmekte, fakat barajlar bundan nasibini alamamaktadır. Zira, bu yağışların barajlardaki suyun artmasında fazlaca yararı yoktur. Esas olan yağış intensitesi düşük olan, devamlı yağışların, toprakta suyun depo edilmesinde yararları fazladır. Burada en önemli husus ise, kar yağışının olmayışıdır. Kar, iklimdeki ani değişiklikleri regüle ettiği, yani aşırı sıcak ve soğukları engellediği gibi, gelinlerin duvakları gibi olan dağların tepeleri, yazın kullanacağımız suların depo edildiği ortamlardır. Kar yok ise, kâr yoktur, susuzluk vardır. Bu yaz Anadolu daki seyahatin sırasında, hububatın hiç boy atmadığını, dere ve nehirlerin kuruduğunu ve dağların tepesinde hiç kar olmadığını gördüm ve ülkemizin geleceği için çok üzüldüm.
Elbette, suyun ekonomik olarak kullanılması için vakit geçirilmeden tedbirler alınmalıdır. Bunun yanında mevcut su kaynaklarının muhafazası ve kirletilmemesi gereklidir. Ben bir ağaç kestim ama, bin tane diktim ifadesinin hiç anlamı yoktur. Zira, yetişmiş bir ağacın doğadaki rolünü bir fidanın üstlenebilmesi için en az 20-30 yıl geçmesi gerekir. Sebebi ne olursa olsun, son yıllardaki ağaç katliamının sebebini anlamak mümkün değildir. Bunun sonucu olarak da doğanın bizden intikam aldığının resmidir. Daha, önceki bir yazımda ifade ettiğim gibi, birçok hususu, küresel ısınmanın ortaya koyduğu iklim değişikliklerinin üzerine atarak, yükümlülüklerden kurtulmak mümkün değildir. Kaldı ki, küresel ısınma ve bunun ortaya koyduğu iklim değişikliklerinden birinci derece sorumlu olan yine insandır. Doğayı vahşice bozduktan sonra, bütün bunlar nereden çıktı demenin, mazereti olabilir mi? Açıkça ifade etmek gerekir ise, bilim adamlarının bundan 20 milyar yıl sonra, güneşin büyüyerek bir süper nova halinde dünyayı da yok edeceğini söylemelerinin hiç de anlamı yoktur. Zira, insanoğlu kendi kıyametini, kendi hazırlayacaktır. Akıllı olması ile, kendinin bir şey olduğunu zanneden insanlığın ne kadar akıllı olduğu ortadadır. Kimileri geç mi kaldık? Sorusunu sorabilir. Geç kalınmıştır, gelecek yılda sıcaklık % 20 oranında artacak, su da bu oranda azalacaktır ve açıkça ifade etmek gerekir ise, ne yerse yesin periyoduna girilmiştir. Allah tan insanoğluna akıl fikir diler, saygılarımı sunarım.