Ne de güzel demiş merhum Hacı Bayramı Veli:
Bilmek istersen seni / Can içinde ara canı / Geç canından bu anı / Sen seni bil sen seni...
Yazı başlığı içerik olarak Türk kültürü ile hemhal ve müdahil konuşlanmayı ifade eder. Türk kültürü doğru tanım bulamayınca Türk aydını tanımı da hem içerik hem şekil olarak biçimlenmemiş, muğlak ve başkasını kendisi kabul etme alışkanlıkları kazanmış oluyor.
Türk kültürünün ifade bütünlüğünü muhafaza ederek, içeriği tamamlanmış, yaşayan bir tanımda Türk aydınını ayırt ederek anlatmış oluyoruz. Başka bir ifade biçimi, ayırt etmeksizin geliştirilmiş başka tanımlar, kasıt içermese bile normal değildir.
Aydın; kendini kültüründe bulur, ait olduğu kültürü ile tanınır ve tanımlanır.
Örneklendirerek anlatacak olursak; dilimize pelesenk olmuş ve yıllarca Atatürk’e ait olduğu savıyla söylenen bizim de birçok defa öyle değil diye tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kaldığımız “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” sözü ile başlamak gerekir. Sorunu görmek için de itiraz belirtir bir soru sorup desem ki; ne kültürüdür bu? Nasıl bir cevap verebilirsiniz?
Grek mi, Frenk mi, Cermen yâda Slav mı? Eğitim kültürü mü, spor kültürü mü ne kültürü bu? Hangi kültür?
Cevapsız kalacaksınız çünkü ifade baştan sona boş ve anlamsızdır. Bu söz, ifadesizliktir. Yıllarca Atatürk namına dillere pelesenk edilen bu ifadesizlik Atatürk’e ait değildir. Atatürk’ün söylediği söz, açık ve net bir şekilde şudur: “Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. (Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s.318)”
Bu sözdeki Türklük ifade biçimini kabul etmeyip “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür” diye kısaltarak bir şeyler murat etmiş olanlar ancak ve ancak Türk kültürüne ait olmayan, kendini Türk görmeyenlerin hayatımıza, ideal ve biçimleşmemize müdahaleleridir.
Bu cihetle; Türk kültürünün somut ve somut olmayan bütün unsurlarıyla kimlik, tanım ve ifade şemsiyesi altında tecelli etmemiş aydın, Türk aydını değildir. Türk anne ve babadan olsa da! Kendini Türk kültürü dışında bulan ya da konuşlandıran artık aidiyetini kaybetmiş, kendini bulduğu, bir idealizm vaat etmiş emperyal ya da değil, bir başka milletli sömürge kültürüne aittir.
Kültürü tanım olarak tekrar değerlendirdiğimizde gerçek haklılığını göstermiş oluyor zaten. Zira kültür, parçanın ya da bütünün dil ile şekil bulmuş duygu ve düşünce ifadelerinin toplamıdır. Dil, inanç, gece ve gündüz yaşam şekli ve estetik duyguların hâkim olduğu değerler bütünü kültürü tanımlar, yerelden evrensele yol alır. Evrensel bir değer olarak da yerel içeriğin önceliği üst başlıktır. Yani İslama Arap kültürünün etkisi, sosyalizme Rus kültürünün etkisi, kapitalizme ise Anglosakson kültürün etkisinde olduğu gibi.
Türkiye’den bakarak durumu sonuca bağlayacak olursak da kendi gerçeğimiz doğrultusunda bir değerlendirme yapabiliriz ancak Türkiye’de Türk kültürü dendiğinde dörtlü bir etkileşim çıkar ve her biri bir diğeriyle bütünleşir. Az ya da çok etkin olmaları etki güçlerinden bir şeyler eksiltmez. Dörtlü etkileşim ise şunlardır:
1-Binlerce yıllık tarihsel birikim
2-Yüzlerce yıllık İslam inanışı
3-Son birkaç asırlık Batılılaşma etkileri
4-Genç cumhuriyete sınır ülke etkileri
Bütün bunların neticesinde oluşmuş bir kültür tanımını da medeniyetten önce ve ötede görmemiz gerekir. Medeniyetleri, toplumların kültürleri doğurur çünkü.
Daha çok bilgi ve teknolojiye ait maddi unsurların hâkim olduğu değer ve yapılar, ürün ve eserler, siyasal ve sosyal bütünlüğü muhafaza eden kanun ve kurallar toplamı medeniyeti doğurduğu gerçeği birçok mütefekkirce farklı değerlendirilmese de kültürler toplumlara has iken medeniyet çoğu zaman bir toplumu aşan daha geniş zaman ve mekana dağılma özelliği gösterir.
Altında kültür zemini; asırlar ve nesiller boyu süren kültür emeğinin payı olmayan medeniyetler gelişemez.
Yine örneklendirerek anlatacak olursak: Özel yaşam ve şekilleri ile Japonya tanımlanırken asla bir Japon medeniyetinden bahsedilmez. Kendine has tutum ve davranışları inanç ve estetik değerleri ile Japon kültürü ifadesi kullanılır. Ancak Uzak Doğu dediğinizde kafanızda başkaca kavim, şehir, ülke ve davranışlarla şekillenmiş koca bütünde bir medeniyet algısı oluşur.
Kimi zaman kültürle medeniyet birbirini ifade eder diyen münevverlerimizin (Aydın ile Münevver birbirinden farklıdır) kaynak ifadeleri daha çok inanç ve ideolojik bütünleşme zamanları sonrasına ait bir durumu anlatmak için kullanılır. Aksi durum da modern bir mimariyle inşa edilmiş, birbirini tanımayan hatta birbirinden uzak kimlik ve davranış şekilleri olan insanlardan oluşan bir uydu kenti kültürle nasıl ifade edebiliriz?
Kaldı ki kendi kültürüne ait olmayan ekonomik ve sosyal tercihler neticesinde; yaşama ait bütün kavramlar anlamsızlaşır.
Önce kendimizi, kültürel zeminimizi bulmak gerekir. Anlaşılacağı üzere kültür zemini kaybetmiş, başka kültür egemenli, tutum ve davranışlı “Aydın” tek başına telaffuz biçimidir.
Kendini Türk görmeyen Türk olmayanların kendini ifade gücü, ruh ve fikir anlamında Türk kültüründen uzak şekillenmiş ideolojik ya da faklı inanç biçimlemelerinde şekillenmiştir.
Bu millete ait kavramlar, bu millete ait olmamış ruh ve fikir dünyalarıyla başka üslup ve tercihler doğurmuştur. Bu millete ait olanlar bu milletin ruh ve fikir dünyasındaki anlamlarıyla karşılık bulur. Yoksa İstiklal Marşımızı okurken “Irkıma bir gül” mısrasını (Arnavut) Mehmet Akif gibi bu millete ait olarak değil de bir yabancı tanımında kafatasçılıkla yorumlayacak ve suçlayacaktır elbette.
Dolayısıyla bir tanım olarak Türk aydını en önce alaturka olacak. Türke ait olacak. Kendini Türklüğün dışında görene Türk aydını demek Türke, hakikate ve Hakk’a hakarettir.
Bu nedenle: Türk milletinin hayatına, ideal ve idollerine meydanı boş bularak bir Türk gibi müdahale etmeyi marifet bilmişler er geç gerçeğin denizinde sahile vuracaklardır.
Telafer’de, Musul’da, Kerkük’te, Tebriz’de, Urumçi’de yaralanan ve ölenlerin en çok bu umursanmadığını hiç ama hiç unutmayın.
Sağlık ve huzur cümlenize tekrar hayırlı Ramazanlar efendim.
Sağlıcakla kalın