Dünyayı paylaşmak için iki büyük savaş çıkardılar. Birinci Dünya Savaşı’nda, Almanya ile müttefiktik. Bu savaşları ve insan gücünün çoğunu kaybetti Almanya.
Bu yüzden, onlara işçi lazımdı. Düştük gurbetin yollarına; yurdumuzdan, sevdiklerimizden, kimliğimizden uzak kalarak... Düşlerimizi sormadılar bize; ama, dişlerimize kadar baktılar!..
Şarkılar, kitaplar yazıldı üstümüze, filmler yapıldı: “Almanya acı vatan” diye.
“Kapansın el kapıları,
Bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu…”diye haykırdı şairlerimiz…
Ama, dünyada ne savaşlar bitti ne yoksulluklar…
Böyledir savaşlar; kimini yurdundan ayırır, kimini sevdiklerinden…
Komşu komşunun külüne değil, yurduna muhtaç olur böyle zaman!..
Bugün bölgemizde, dünyanın en kirli savaşı, en büyük zulmü yaşanıyor. Evinden yurdundan edilen 1,5 milyon insan sığındı ülkemize ölüm korkusuyla…
Çoğu yaşlı, kadın, çocuk… Bir buçuk milyon çaresiz insan!
Kimsenin beğenmediği evlerde oturuyor, kötü işleri yapıyorlar; dileniyor, çöpten besleniyor, sokaklarda yaşıyorlar…
Bir halk türkümüz “Dertler bir olsa idi/Ağlamak kolay idi…”der ya.
Ne yazık ki, bizde de işsiz, yoksul ve çaresiz çok kişi var!..
Dışarıdan gelenleri bu nedenle anlayamıyor, kabullenemiyor, onları düşman gibi görüyorlar.
Oysa, inşaatlarda, madenlerde, onar onar, yüzer yüzer ölmemize sebep olanlarla,
onları yurdundan edenler aynı soydan... Bilemediler…
Hani “konuksever bir millettik” biz!..
Tüm dünyada ulusal ve dinsel barbarlık artarken, komşularımıza diş bilemek yerine,
onlarla dayanışma içinde olmak, bölgemizde ve dünyada yaşanan olumsuzluklara hep birlikte“dur” demek gerekiyor.
Ortadoğu durulsa bile-pek mümkün de görünmüyor ya-bu insanların çoğu geri dönmeyecek belki de…
Ve o, otobüs egzozunda ellerini ısıtmaya çalışan, göçmen, dilenci, küçük kız var ya,
“O”nu unutmamak gerekiyor,
Bir de Iraklı Türkmen ailenin yirmi günlük ölen bebeğini…
Unutmayalım ki “Türkiye acı vatan” olmasın!..