n Olaylar hızını kaybetmeye başladı. Bu beklenen bir gelişmeydi. Sanırım ve şu veya bu taraftan yeni bir kışkırtma gelmezse; hafta sonuna kalmaz tamamen biter ve ülke gerçek gündemine döner. Dönmek zorunda. Zira bizi içeride ve dışarıda zor bir süreç bekliyor.
n n
n n Dış politikamız ne yazık ki tam anlamıyla çıkmazdadır. Bu hükümetin kuruluş aşamasında -biraz da içerideki meşruiyetini de dışarının desteğine bağladığı- ilk yıllarda hararetle gündemde tuttuğu Avrupa Birliği hayali tamamen tükenmiştir. Başmüzakereci ve Avrupa Birliği nden Sorumlu Devlet Bakanı Egemen Bağış da umudunu kesmiş olmalı ki enerjisini açılmış bir iki faslı kapamak ve hiç olmazsa ahir saltanatında bir iki yeni fasıl açmak yerine içeride muhalefete laf yetiştirmeye harcıyor.
n n
n n Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinlikli” dış politikası kitap adı olmaktan ileri gidemedi. Sıfır sorun sloganıyla sunulan politika, sınırsız sorunlarla ülkenin başına bela olmaya doğru hızla savruluyor. Tüm komşularımızla şu veya bu gerekçeyle ciddi gerginlikler yaşamamız yetmez gibi bu on yıllık süreçte bir de güneyimizde bizim gayretlerimiz ve himayelerimizle yeni bir devlet ortaya çıkıyor. Bölgedeki tüm dengeleri sarsacak ve bizden de toprak talep edecek bir devlet. Hem de bu hükümetin ve AK Parti yönetim kademesinin yıllar yılı düşman bellediği ve ilan ettiği İsrail’in doğal müttefiki, daha doğrusu destek gücü olacak bir devlet.
n n
n n Beşir Atalay’ın “içi boş” bir çantayla yola çıkarak başlattığı “açılım” açmazı kısa vadede bir sükunet sağlamış gibi gözükse de gelecekte çok daha büyük çatışmaların tohumlarını bünyesinde taşıyor. Alabildiğine şımartılmış bir ayrılıkçı hareket söz konusu. Verilen demeçler, yapılan açıklamalar sınırsız bir tavizi ve sonu mutlaka ve mutlaka bağımsızlık ve dolayısıyla ayrılıkla bitecek ihtirasları ortaya koyuyor. Osmanlı İmparatorluğu nun adım adım dağılmaya ve yıkılmaya gidiş sürecinde yaşananlar şimdi de aynıyla yaşanıyor. Kültürel haklar diye başlayan, özerklikle genişleyen ve bağımsızlıkla sonuçlanan yıkılış süreci. Osmanlının varisi olmak onun yıkılış macerasının da varisi olmamızı ve o süreci gözü kapalı yeniden yaşamamızı gerektirmez. Tam tersine o mirastan gerekli dersi çıkarmamızı ve aynı tuzağa bir daha düşmememizi gerektir.
n n
n n Ciddi sorunlar varken, ülke her zamankinden daha büyük tehditlerle karşı karşıyayken ve millet her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe muhtaçken ayırıcı, ötekileştirici ve hatta düşman edici eylem ve söylemlerden bir an önce kurtulmak zorundayız. Burada da en büyük sorumluluk iktidara düşmektedir. Zira ailede birlik ve beraberliği sağlamak aile reisinin görevidir. Dünkü yazımda Şeyh Edebali’nin Osman Beye nasihatinden bir bölüm almıştım. Şeyh Edebali o bölümde “Ey oğul, artık Beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize hoşgörmek sana, anlaşmazlıklar bize, adalet sana, haksızlık bize, bağışlamak sana” diyordu. Onurlu bir iştir devlet adamlığı ama aynı zamanda zordur da; sabır gerektirir, hoşgörü gerektirir, tahammül gerektirir ve hepsinden önemlisi sevgi gerektirir. Hiddeti kontrol edecek, dizginleyecek, dışa vurmasını ve halka yönelmesini engelleyecek kadar kuvvetli bir sevgi.
n n
n n Umarım, makam, mevki ve güç sahipleri bu basireti gösterir ve onlardan yayılacak sevgi ve anlayış dalgaları bütün muhalif katmanlarıyla birlikte tüm toplumu kavrar ve ülke gerçek gündemine barış ve birlik içinde döner.
n n
n