TÜRKİYE’NİN PARTİSİNE YAKIŞMAZ-III-

Abone Ol

Türkiye’de Alevilerin dışlandığını iddia etmekten amaç, Müslümanların ezilişlerini ifade için kullanırsak bu doğrudur. Alevileri Ehl-i Sünnet tekfir etmez. İslamın dışında görmez. Dolayısıyla onları Müslüman kabul eder . Müslümanların kıblesi ortak olduğu gibi ibadet yerleri de ortak olup orası da camidir.
Cemevleri , Sünni Müslüman gruplarının Tekke ve Zaviye karşılığı olup; bizce yaşamalarının, hatta bir kültür yuvası olarak devletten destek almalarında sakınca yoktur . Benzer yardımlar yine benzer kuruluşlara yapılmalıdır.
Toplu ibadet mekanları, her zaman bağımsız olarak dini mekanları sembolize eder. Alevilik, İslam dini içinde bir ekol /mezhep olarak kabul edilegelmiştir. Ayrı bir din değildir ki, ayrı bir ibadet yeri istesin. Onlar Müslüman komşularımız, kardeşlerimiz, akrabalarımız, hısımlarımız ve hemşehrilerimizdir.
Ancak şunu belirtelim ki, ezilmek söz konusu ise sistem yalnız Alevileri değil, Hanefi, Şafii ve Caferi (ALEVİLİĞİN DİĞER BİR VERSİYONU)gibi tüm Müslümanları horlamış ve ezmiştir .
Hristiyan ve Musevilerin ezildiğini iddia etmek ekmeği yenilen, suyu içilen, topraklarında yaşanılan bir millete yapılabilecek en büyük iftira ve nankörlüktür.
Lozan Antlaşması’nın Fasıl 3, madde 37-45 kısmı “ Ekalliyetlerin Himayesi”ne ayrılmıştır.
Burada taraf devletlerin ve Birleşmiş Milletler’in güvencesinde gayrimüslim ekalliyetlere tanınan haklar bugünün Türkiye’sinde yaşayan Müslümanlarda yoktur. Allah’a yemin ederek diyorum ki, onların inanç ve ibadetleri ile bazı medeni konularda sahip oldukları uluslararası güvencelere biz Müslümanlar olarak sahip değiliz. İsteyen Lozan Antlaşması’nın ilgili( 37-45) maddelerine bakabilir.
Söz konusu parti yetkililerinin bu iddialarını bugünün hiçbir Hristiyanı, Musevisi ve de Avrupa devleti yapmamıştır. Tek taraflı dahi olsa onların uluslararası mahkemeye başvuru hakları vardır. İlgili maddelerde bu güvence verilmiştir. Ancak aynı maddelerde onların kendi topraklarında yaşayan Müslümanlara bu hakları vermemişlerdir. İmzaları ve sözleri olmalarına rağmen vermemişlerdir.
Bizler kimin adına konuşmamız gerekir?
Milletimiz adına mı konuşmamız gerekir?
Yoksa düşmanlarımız ya da Hristiyan ve Museviler adına mı konuşacağız?
Hayır, hak ve adalet adına konuşacağız.
Adaletsizliği kim yaparsa yapsın, karşısındayız.
Türkiye’yi yönetmeye talip olanlardan yalnız bunu bekleriz. Bizler, temsilcilerimizi seçmeye talibiz.
Peki, Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın mı? Bir başka yazımızda konuşalım inşallah. Selam ve sevgi ile…