ÜLKENİN GERÇEK ZEGİNLİĞİ

Abone Ol
Bir ülkenin zenginliklerinden bahsederken, ona ait birçok kriter ortaya konularak değerlendirmeler yapılır. Mesela, o ülkenin GSMH, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, tarım ve sanayi kuruluşları ortaya konularak değerlendirilir. Yalnız, bütün bu değerlendirmelerin eksik olduğu şüphe götürmez. Bir ülkenin gerçek zenginliği o ülkedeki yetişmiş insan gücü ve bunun üretimde kullanılma durumudur. Yapılan birçok araştırma şunu göstermiştir ki, ülkelerin zenginlikleri ile o ülkede bulunan yetişmiş yaratıcı insan gücünün kullanılma durumu ile paralellik arz etmektedir. Dünyada süper güç olarak kabul etiğimiz ülkelerde bile, projeler üreterek bulunduğu makamı ve ülkeyi ileriye taşıyacak insan sayısı çok azdır. ABD nde bile böyle insanların % 3 ün altında olduğu tespit edilmiştir. Eğer, bu insanları yeterli ölçüde kullanamaz veya yerinde kullanamaz iseniz ülkenin kalkınmasında bir adım bile ileriye gidemezsiniz. Evet, devlet işleri durmaz değimine göre devlet işleri durmaz ama, nasıl yürür, bunun yorumunun yapılaması gerekir. İşte en önemli noktada durarak düşünmemiz gerekir.
Siyasetin hemen hemen her yere nüfuz ettiği ülkemizde ise bütün bunlara değer vermek aklımıza bile gelmez. Atama ve görevlendirilmelerde bizden olsun ve bizim isteklerimizi yerine getirsin anlayışı olduğu sürece; bir adım ileriye gitmemiz mümkün değildir. Tercihlerde kariyer, ehliyet iş yapabilme gücü yerine diğer hususların ortaya konulması ise, ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür. Özellikle, şunu belirtmek gerekir ki kariyer sahibi ve iş yapabilen insanlar bazı şeylere itiraz eder, daha doğrusu evet efendimci değillerdir. ABD de bir şirkette, ne zaman patron genel müdürün odasına girse; genel müdür, ayaklarını masaya uzatmış ve koltuğuna uzanarak uyur durumda olduğunu görür ve masada da hiçbir evrak yoktur. Patronun çevresindekilere de durumun aynen öyle olduğunu söylerler. Yalnız bütün bunlara rağmen; satışlarda ve üretimde bir değişiklik yoktur. Yalnız, genel müdürün durumu, başta patron olmak üzere, çevresindekileri rahatsız etmektedir. Sonunda, yönetim kurulu, genel müdürün işine son verir, genel müdür de itiraz etmeden ayrılır. Yönetim kurulu kendilerine göre, ateş gibi yeni bir genel müdürün atamasını yapar. Yeni genel müdür cidden ateş gibi, yerinde hiç durmaz, her yerde bulunur ve masasının üzeri evraklarla doludur. Başta patron olmak üzere, tüm yönetim kurulu üyeleri durumdan çok memnundur. Aradan birkaç ay geçer, fakat garip bir durum ortaya çıkar. Genel müdürün bu gayretlerine rağmen; üretim ve satışta düşmeler ortaya çıkmaktadır. Elbette, genel müdürün yeni olması sebebi ile bu durumun ortaya çıkabileceğine karar verilir. Yalnız, birkaç ay daha geçmesine halinde bile, üretim ve satışlarda düşmeler devam eder. Yönetim kurulu, genel müdürle toplantı yapar ve durum hakkında bilgi alır. Adamcağız gece gündüz çalışmaktadır ve elinden gelen her şeyi yapmaktadır. Bunun üzerine yönetim kurulu bir karara varamaz ve eski genel müdürü davet eder ve boyuna uyuklar durumda olmasına rağmen; üretim ve satışta düşmenin olmamasının sebebini sorarlar. Eski genel müdür özetle Her zaman beni uyuklar görüyordunuz, ama ben uyumuyordum. Gözlerim kapalı olarak, şirketin üretimini nasıl artırabilirim ve satışları nasıl artırabilirim bunları düşünüyordum. Şirkette evrak işlerini yapacak o kadar eleman var ki, o işleri ben onlara havale ettim. Ben sadece nezaret ediyor, üretim ve satışı nasıl yükseltebilirim, bunu düşünüyordum der. Bunun üzerine, yönetim kurulu maaşına zam yaparak onu tekrar işe alır. Ülkemizde, ataması yapılan birçok elemanın kısa bir zaman içinde yerinden alındığını, işinde çok başarılı olan elemanların sürüldüğünü görüyoruz. İdarecilerin siyasi kanaatleri ne olursa olsun, onlar devletin memurlarıdır ve halka, onların siyasi eğilimleri ne olursa olsun hak ile hizmet etmekle yükümlülerdir. Bir diğer husus ise, bu kadar kadro değişiklerine yetecek kadar yetişmiş elemanımız da yoktur. Bunun sonucunda ise, her değiştirmede, bir öncekinden kariyer bakımından daha düşük seviyedekiler istihdam edileceklerdir. Evet, devlet işleri kalmaz yürür, ama nasıl yürür, bunun üzerinde durulmalıdır. Saygılarımla.