Vergi mektubu

Abone Ol
Her yurttaşın gücü oranında vergi ödemesi gerektiği sürekli yinelenir.
Ancak Türkiye de vergi yükünü çalışanların sırtladığı da aşikar.
Emeği ile çalışan işçi ve memur, ödediği vergilerle Türkiye nin
kalkınmasında başrolü oynuyor.
Her yıl gelir vergisi ödeyen zenginler, şu kadar vergi ödedi ,
vergide rekor rakam diye manşetlerde yer alır, övgüler dizilir.
Elbette karına kar katan bu zenginler, vergisini ödeyerek yurttaşlık
görevini yerine getirecek.
Ne var ki adlarına övgüler sıralanan, manşetlere taşınan bu zenginler,
toplanan verginin sadece yüzde 1.53 ünü ödüyor.
Oysa gelir vergisini ödeyen emekçi kitle, hep görmezden geliniyor.
Tüm çalışanların maaşlarından kesilen vergi miktarı toplam verginin
yüzde 12.5 ini oluşturuyor.
Üstelik çalışanlar bu vergiyi beyan ile değil, maaşlarından peşin
kesinti yapılarak ödüyor.
Yine çalışanlar, gelirlerine bakılmaksızın dolaylı vergileri tüm
kesimle birlikte eşit oranda ödüyor. Çalışan kesim arasında da
ayrıcalık var. Aynı maaşı almalarına karşın, işçi, memurdan 3-4 kat
daha fazla vergi veriyor.
Bunun nedeni de devlet memurlarının çıplak maaşlarının düşük olması ve
ek ödemelerin vergi dışında kalması.
Bazı kurumlarda çalışanlar hariç memurların toplam ücretinin yüzde
70-80 i gelir vergisine tabi tutulmuyor.
Anayasada, herkesin mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu
ifadesi yer alsa da uygulamada ücretli çalışanlar üzerinde ağır bir
vergi yükü bulunmaktadır.
Bu durum işçiler tarafından sıklıkla şikayet konusu yapılmakta ve
haklı tepkilere neden olmaktadır.
İşte Türk-İş, 2015 Yılı Bütçe Tasarısı nın TBMM de görüşüldüğü bu
günlerde Maliye Bakanlığı na mektup yazarak çalışanlar aleyhine olan
bu durumun düzeltilmesini istedi.
Mektupta, gelir vergisi ödeyenlerin çoğunluğunu ücretlilerin
oluşturduğu, gelir ve kazanç üzerinden alınan verginin yaklaşık üçte
ikisinin ücretliler tarafından ödendiği vurgulandı.
Toplam vergi gelirleri içinde yüzde 70’lere ulaşan dolaylı vergilerin
çalışanların vergi yükünü daha da artırdığına dikkat çekilen Türk-İş
mektubunda, Ödeme gücüne göre vergi alınmasının bir temel amacı da,
insan onuruna yaraşır bir yaşama düzeyini sağlayacak yeterlilikte bir
gelirin vergi dışı bırakılmasıdır denildi.
Mektupta, işçiler üzerindeki vergi baskısının, özellikle 2004 yılında
özel indirim tutarının kalkması, ardından ücretliler lehine olan
ayırım ilkesinden vazgeçilerek vergi tarifesinin teke indirilmesi ve
çalışanların üçüncü dilimdeki gelir vergisi tarifesine uygulanan vergi
oranının yüzde 20’den yüzde 27’ye yükseltilmesi gibi nedenlerle
arttığı belirtildi.
Vergi kesintileri nedeniyle işçinin ocak ayında eline geçen net
ücreti, ilerleyen aylarda giderek düştüğü vurgulanan mektupta, asgari
ücret almakta olan bekar bir işçinin bile, aralık ayında bir üst
oranda vergi ödediği vurgulandı.
Türk-İş in mektubunda, Vergi yapısındaki bu çarpıklık nedeniyle,
bağıtlanan toplu iş sözleşmesiyle belirlenen ücret zammı anlamını
yitirmekte ve ücret artışının çoğu ilerleyen aylarda vergi artışına
gitmektedir. Bu uygulamanın kabul edilebilir yanı kalmamıştır, adalet
duygusunu zedelemektedir. Bunun sürdürülmesi iş barışını ve giderek
sosyal barışı daha fazla bozacaktır görüşüne yer verildi.
Türkiye de vergi alanında gerçek anlamda yapılacak bir reformun,
ücretliler aleyhine var olan çarpık yapının değiştirilmesiyle mümkün
olacağına dikkat çekilen mektupta, öncelikle emek üzerindeki vergi
yükünün azaltılması ve verginin geniş kitlelere adil bir şekilde
yansımasının sağlanması gerektiği kaydedildi.
Mektupta, ülkenin sağladığı kaynakları kullanarak gelir ve servet elde
edenlerin, kazançları oranında vergi ödemelerinin sağlanması istendi.
Türk-İş, ücretli çalışanlara karşı haksız ve adaletsiz durumun ortadan
kaldırılması için; asgari geçim indiriminin asgari ücret seviyesine
getirilmesi, işçiler için gelir vergisi tarifesindeki oranların
düşürülmesi ve miktarların artırılması düzenlemesinin hayata
geçirilmesini istedi.
Elbette, Türk-İş çalışanlar aleyhine olan bu durumun düzeltilmesi
talebinde çok haklı.
Ancak bu taleplerin karşılanacağından hiç de umudum yok.
Hazır peşin peşin vergi ödeyen, yolunacak bir kazı niye kessinler?
Sizce de öyle değil mi?