Bu sözleşmenin mevzuata girmesi için illa yüzlerce emekçinin göçük altında kalarak yaşamını yitirmesi mi gerekiyordu?
İlkel ocaklarda yerin yüzlerce metre altında her türlü güvenceden yoksun, kazma sallayan maden emekçilerinin, adeta ölüme meydan okuyarak çalıştıkları yadsınmaz bir gerçekti.
İş cinayetleri her gün ortalama dört can alıyor, o ölümlerin çoğunluğunu da madenlerde güvencesiz çalışan emekçiler oluşturuyordu.
Oysa , Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) maden emekçilerini güvence altına alan, çalışma koşullarının iyileştirilmesini öngören 176 sayılı sözleşmeyi, 1995 yılında kabul etmişti.
ILO’nun kabul ettiği bu sözleşme, yıllardır nedense Türk çalışma mevzuatına alınmamıştı.
Ülkemizdeki ölümlerin, cinayetlerin ardından yetkililer, 176 sayılı sözleşmeye göndermede bulunarak, ocaklarda gerekli önlemlerin alınacağını, ağır yaptırımların uygulanacağını dile getiriyordu.
Ne var ki bu sözler bir süre sonra unutuluyor, ILO sözleşmesi yine gündemden düşüyordu.
Ne zaman ki Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük maden kazası olan Soma ile Ermenek’teki iş cinayetlerinde yüzlerce madenci yaşamını yitirdi, o zaman 176 sayılı sözleşme yeniden gündeme geldi.
Çığ gibi artan, yüzlerce can alan maden ocaklarındaki iş cinayetlerinin ardından hükümet bu sözleşmeyi nihayet anımsadı.
ILO’nun 1995 yılında kabul ettiği, madenciler için yaşamsal öneme sahip sözleşme, 20 yıl sonra Türk çalışma mevzuatına girdi.
Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ILO’nun 176 sayılı sözleşmesi ile madencilere çok önemli bir hak getirildi.
Buna göre, maden emekçileri güvenliğini ve sağlığını tehdit edecek bir durumun oluşması durumunda ocakları terk edebilecek.
Tüm maden işyerlerinde uygulanacak sözleşmeye göre, ocaklarda işçiler için yeterli sayıda bireysel kurtarıcı solunum cihazı bulunacak.
Bu cihazların bakımı sürekli yapılacak.
İşçinin tehlike anında terk ettiği ocaklarda güvenlik ve sağlığa ilişkin riskler ortadan kaldırılacak, ondan sonra o ocakta çalışmaya izin verilecek.
Maden işyerlerinde düzenli denetim yapılacak, yer altında yeterli havalandırma sağlanacak.
Madenlerde yeterli sayıda tuvalet bulunacak, yıkanmak, kıyafet değiştirmek ve yemek için gerekli tesisler oluşturulacak.
İşveren madenlerde güvenlik ve sağlığa ilişkin riskleri gidermek için tüm önlemleri almakla yükümlü olacak.
Tüm madenlerde her biri ayrı bir yolla yeryüzüne çıkan iki çıkış bulundurulacak.
İşçilerin güvenliğini ve sağlığını tehdit eden bir tehlikenin oluşması durumunda , çalışanlar güvenli bir yere tahliye edilecek.
İşveren her maden için acil eylem planı hazırlayacak.
İşçilere sürekli eğitim verilecek, her vardiyada gözetim ve denetim yapılacak.
İşçiler kazaları, tehlikeli durumları işverene ve yetkili makama bildirecek.
Yine işçiler, güvenlik ve sağlıkla ilgili tehdit oluşturabilecek bir durum oluştuğunda işveren ve yetkili makamdan inceleme yapılmasını isteyebilecek.
Kuşkusuz bu tür önlemler madenciye yaşam hakkı tanıyacak, yeni kuralların alınmasını sağlayacaktır.
ILO’nun 176 sayılı sözleşmesinin 20 yıl sonra olsa da mevzuata girmesi emekçiler adına önemli bir kazanım.
Ama yine de sormadan edemiyorum, bu sözleşmenin kabul edilmesi için illa yüzlerce emekçinin yaşamını yitirmesi mi gerekiyordu?
Umarım, bu sözleşmenin koşulları işveren tarafından yerine getirilir, yeni can kayıpları olmaz.