Hiciv dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan terör saldırısında ölen 12 kişiyi anmak ve dayanışma gösterisinde bulunmak amacıyla dün Paris sokaktaydı.
Türkiye’den de katılanlar oldu.
Başbakan Ahmet Davutoğlu da yürüdü.
Destek verdi.
İçlerinde Türk gazeteciler de vardı.
Dikkatimi çeken Hürriyet Gazetesi’nden Ertuğrul Özkök oldu.
Teröre karşı elele vermek; yapılması gereken.
Hem de hangi ülkede olduğuna bakılmaksızın.
Terörden en çok çekenlerden biri Türkiye.
Sadece PKK terörüne yaklaşık 40 bin şehit verdik.
Biz çok kez yürüdük.
Avrupa’daki dostlar yanımızda olmadı.
Biz olduk.
Hassasiyetimizi ortaya koyduk.
7 Mart 1990’da Çetin Emeç’i terör saldırısı sonucu kaybettik.
Şoförü Sinan Ercan ile birlikte.
Biz o gün İstanbul’da yürüdük.
Cağaloğlu’ndaki Hürriyet Gazetesi Binası’ndan Valiliğe kadar.
Dün Paris’te eşi ile birlikte yürüyen Ertuğrul Özkök aramızda yoktu.
Çetin Emeç içimizden biriydi.
Ertuğrul Özkök de dahil hepimizin amiri için.
Onu Kalyon Oteli’nde Hürriyet Haber Ajansı’nın büro şefleri toplantısına beklerken öldürülüş haberini almıştık.
Şüphesiz çok üzülmüştük.
Tepkimiz öfkeye dönüşmüştü.
Başta Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen biz büro şefleri, tepkimizi ortaya koymuştuk.
Kabullenemediğimiz o haince saldırı, bizleri derinden yaralamıştı.
Çetin Emeç gibi bir değerimizin haince öldürülüşü, bizi sokağa dökmüştü.
Dün Paris’e gidip yürüyenleri yanımızda bulamamıştık.
Gidip Paris’tekilere destek vermek gerçekten güzel.
Anlamlı da.
Beni rahatsız eden bizdeki terör yürüyüşlerinde destek verdiklerimizin yer almaması.
Terörün dini, ırkı, dili olmaz.
Hele hele İslam adına terör hiç kabullenilemez.
Kendini İslam dinine mensup görüp kan akıtamaz.
Terörist olamaz.
Olsa olsa dinimizi kullanıp zarar verenler olur.
İşin özü; dünya teröre karşı güç birliği yapmalı.
Nerede olursa olsun fark etmemeli.
Kısacası bizdeki hassasiyet bize de olmalı.
Ne dersiniz?