“ ZAMANIN RUHU “

Abone Ol

n Zamanın da ruhu mu olur diye söylenerek yazıyı okumaya başladığınızı düşünüyorum. Zamanın da bir ruhu vardır ve öyle bildiğiniz tuz ruhuna falan da benzemez. Ama insanı tuz ruhundan beter tahrif eder ya da tam tersi taltif eder. Zamanın dördüncü boyut olduğunu ve bir de önüne geçilemez bir istikameti olduğunu neredeyse yayından çıkan bir ok gibi hedeflendiği yöne doğru akıp gittiğini ben söylemiyorum asrın dahisi Stephan Hawking gibi birçok fizik alimi söylüyor ve ispat metotları sunuyor. Yani bu damdan düşen taşın düşmesi gibi tek yönlü, beklenen kaçınılmaz bir neticedir.

n

n Zaman bize sormadan bir şeyleri değiştirir bizi de bu değişimde aracı olarak kullanır, Ortaçağ’ın bitmesi ,yeni çağın başlaması ve bu değişimin mihenk taşı olarak İstanbul ‘un fethinin kabul edilmesi gibi. İnsanlar ve toplumlar bu değişime olan yakınlıkları ile tarih önünde ve yaşamlarında pozisyon belir. Bu ruha yakın bir toplum kaçınılmaz bir şekilde gelişir. Endüstri devrimi ile Batı uyumlu bir gelişim sağlamış insan hakları , evrensel hukuk vs gibi kavramların içini doldurarak teknolojik üstünlük vasıtası ile Modern Medeniyetin merkezi olmayı başarmıştır. Bu süreci zamanın sihirli okunun nereye götüreceğini sezinlemeye çalışmak gerekir. İçinde yaşadığımız toplum da son on yıldır zamanın ruhuna uyum sağlamak için ciddi bir ataletsizlik gösteriyor.

n

n Şayet bu ülkede ,Türk ordusunun içine yuvalanmış terör örgütü mensupları bu korunaklı vaziyetlerine rağmen yargılanabiliyor_ ki tarihimiz bunun tam tersine örnekleri ile doludur, Ordumuzun içine yerleşmiş ve silahlı kuvvetler zırhına bürünmüş suçlular yargılanamazdı ama birkaç on yılda bir iktidara gelir yargı erki dahil tüm erkleri kullanırlardı - ,Beyaz Türk olmayan Anadolu çocukları iktidara gelebiliyorsa ,eylem de otuz yıllık ama teorik başlangıcı en az yüzyıllık PKK terör faaliyeti bitme noktasına gelebiliyorsa devlet kanalları Kürtçe yayın yapabiliyorsa, başörtülü bir avukat başının örtüsü ile duruşmaya girebiliyorsa ,bu tabloyu doğru okumak ve duruşumuzu doğru belirlemek gerekir. Aksi halde zamanın karşısında “ biz eskiden, eskiden, süt içerdik testiden “ edebiyatı ile tıkanır kalırız. En korkunç tahribat da bu olsa gerek, her şeyi doğru yaptığını düşünüyorsun ama bir de bakıyorsun ki doğru zamanda doğru tavrı gösterememişsin. Bunun adı bence statükoculuktan da öte gericilikten başka bir şey değildir. Zamanın ruhuna yakın değişim göstermek, ilkesizlik ya da yalakalık değildir, uyum sağlamak, gelişmektir. Aksi halde zedelenmiş bir şuurla direnç göstermek bunu da ilkeli olmak adına yapmak insanın ahir ömründe hem ruhsal hem fikirsel ne ağır bir tahribat olur. Doğru olduğunu bile bile muhalefet ediyorsun. Ya da içten içe “bunu yapmak benim tekelimde olabilirdi bunu başkaları nasıl olur da benden önce yapar “ çatışması yaşıyorsun.” Bu korkunç bir durum olsa gerek. “Ne yaparsak zamanın ruhuna yakın oluruz bunu nasıl anlayacağız ? “, sorusunun cevabını bulmak çok zor değil, akşamları yastığa başımızı koyarken kendimize soralım, doğru cevabı gene kendimiz buluruz.

n

n Selam ve sevgi ile kalın…