ZENGİNLİĞİ KULLANMAK

Abone Ol

n

n

n Bir önceki “Varlık İçinde Yokluk” adlı yazımda, ülkelerin gerçek zenginliklerinin yetişmiş insan gücü olduğu üzerinde durmuştum. ABD’de yapılan bir istatistikte, bürokrasinin çeşitli kademelerinde yer alan, işleri çekip, çeviren ve yaratıcı beyin gücüne sahip elemanların % olarak sayılarının çok az, % 1’ler civarında olduğu bulunmuştur. Bu insanları bulundukları ortamdan çekecek olur iseniz, ABD’de bir kaos yaşanacağı ve işlerin Arap saçına döneceği de kaydedilmektedir. Az gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerde ise durumun daha vahim olduğu ve bu yüzdenin çok daha düşük değerlerde olduğu gerçektir. Elbette, diğer bir husus üzerinde de durmamız gerekir ki, az gelişmiş ülkelerde, işlere yön verecek, çekip çevirecek insanların belirli yerlere gelmeleri de mümkün değildir. İşte, fakirlik de burada başlamaktadır. Özellikle de, benim adamım olsun da, devlet işleri ne olursa olsun anlayışının ortaya koyduğu bir durumdur. Özel firmalarda ve işletmelerde bu duruma rastlamanız mümkün değildir. Zira, orada performans ve üretime olan katkı önemlidir. Performans bakımından yeterli olmayan elemanlar, en yakın akraba olsa bile işten çıkarılır. Buna karşılık bizdeki devlet idaresindeki ilişkilerde daha çok hissi ve taraftar olma durumu ön safhaya çıkmaktadır. Milletin vergileri ile ortaya konulan, milyarlarca değerdeki müesseseler, kabaca tabir ile, “üç koyunu güdemeyen” insanlara emanet edilebilmektedir. Çoğunlukla da, işlerin yürüyüp, yürümediği üzerinde de durulmamaktadır. Uzun süren idarecilik hayatımda bütün bu gerçekleri acı duyarak gördüm ve yaşadım. Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, bir kuruluşun başındaki amir biraz başarılı oluyor ve bir şeyler yapmaya çalışıyor ise; çevresinde onu aşağıya çekmeye çalışan ağların kurulduğu görülecektir. Elbette, iş yapan idareciler, o zamana kadar beleşten, tembel olarak hayatını idame ettiren gruplara karşı olacaktır. Az gelişmiş ülkelerde bu gruplar çoğunlukta oldukları ve dedikodu üretmekten başka da üretimleri olmadığı için, oldukça etkili olmaktadır. Hayatım boyunca müşahede ettiğim en önemli husus, yaratıcı beyinleri olmayanların, beyinlerinin boş olmadığıdır. Onlar, üçkâğıtçılık ve karıştırıcılıkta başarılıdır ve beyinleri bu yönde gelişmiştir. Bunlarla yaratıcı beyinlerin mücadele etmesi veya edebilmesi de mümkün değildir. Zira, onların beyinleri bu yönde çalışmaya yatkın değildir. Bu bakımdan da bunların harcanması çok kolaydır. Böyle insanların yerlerinde uzun bir süre tutulmadıklarına, hemen değiştirildiklerine her zaman şahit oldum.

n

n Gerek devlet idaresi gerekse özel kuruluşların idaresinde, her zaman yaratıcı beyinlerin idarede yer almasının teşvik edilmesi gerekmektedir. Çoğunlukla bir yere gittiğiniz zaman, o müessesenin amirinde para olmadığı; eğer imkânlar verilse neler neler yapabileceği hikâyelerini dinlersiniz. İki kişi birbiri ile konuşuyorken: Bunlardan birisi “Ben çok iyi ata binerim” deyince; diğeri “Ben senin hiç ata bindiğini görmedim ki” der. Bunun üzerine ata çok iyi bindiğini iddia eden şahıs “ Şöyle uysal iyi bir at olsa, eyeri de tam olsa, bu at bir de rahvan olsa, gör ki ben ona nasıl binerim” deyince; diğeri “O ata ben de binerim” der. İdarecilikte esas olan da, çok anormal koşullarda bile, içinde bulunulan durumun şartlarını aşarak, daha güzeli, daha iyisini yapabilmektir. Eğer bir idareci, para ve imkânların olmadığından dem vuruyor ve yapılması gerekenleri yapamıyor ise; onun o makamı işgal etmemesi hemen boşaltması gerekir. Uzun süre kaldığım ABD’de çoklukla duyduğum “Seni sevmiyorum, ama işini iyi yapıyorsun ve bu makamı hak ediyorsun” sözüne hak vermişimdir. Amerikan mucizesinin temelinde de bu yatmaktadır. Sıradan bir Amerikalı, ülkemizde yaşayan insanlardan hiç farklı değildir. Hatta bir bakıma, bizim insanımızdan entelektüel ve birikim olarak çok da geridir. Buna karşılık bu ülkedeki mucize, makamlara olan atamalarda liyakatin en önde gelen husus olmasıdır. Abraham Lincoln (1809-1865) ‘un kurduğu düzen hala devam etmektedir. Yaptıklarına karşılık öldürülmüş olması da onun ölümsüzlüğünü ortaya koymaktadır. Her şeye rağmen böyle yetişmiş, yaratıcı insanların ülkemize sahip çıkması temennisi ile saygılarımı sunarım.

n