Yerel seçimlere 50 günden az bir zaman kaldı.

Adaylar sahada. Çalışıyorlar.

Her aday, öncelikle partisinin manifestosunu öne almış, bunu anlatıyor.

Yerelde ne kadar karşılığı var? Uyar mı, uymaz mı bakan yok. Söylemler hep aynı.

Projelerim var. Müjdelerim var. Aakara gibi yapcaaam, İstanbul gibi olacaaaz.

Acaba?

Ben bunları, 2014'de de duymuştum. 2009'da da. Hatta 2004'te ve daha daha geçmiş seçimlerde hep duymuştum...

Birçok aday 2019'da hala aynı şeyleri söyleyerek oy istiyor. Düşündürücü olan bu kısır döngü.

Oysa bu iş bu kadar basit, bu kadar sıradan olmamalı. Farklı bir söylem geliştirmeli adaylar? Farklı çağdaş önerilerle sahada olmalılar.

Örneğin; öncelikle çocuklara, sonra gençlere, daha sonra da kadınlara ve işsizlere nasıl bir kent yaşamı istediklerini sormalılar.

Sonra; ne eksik kaldı bu kentte diye, 50 yaşın üstündeki herkese sorabilirler...

Çocuklar ne ister? Oyuncak mı, oyun alanı mı, ağaç mı, çiçek mi, kitap mı... Yoksa hepsini mi?

Sorsalar çocuklara: Kediler, köpekler, kuşlar ve tüm hayvanlar için ve de çamurda oynayan, soğukta üşüyen çıplak ayaklı bütün çocuklar için ne yapılmasını isterler!

Bi sorsalar, aday oldukları yerde yaşayan gençlere. Nasıl bir sokak, nasıl bir saha ya da hangi tesisleri isterler. Yol, park bahçe vs. nasıl olsun. Sosyal yaşam ile ilgili talepleri nelerdir. Nasıl bir eğitim hayal ederler, nasıl bir gelecek süsler düşlerini? Bi sorsalar.

Kadınlara da sorsalar. Sağlık huzur, mutluluk nedir diye. Çocukları için ne isterler? Yönetmekle ilgili talepleri nedir. Nereyi nasıl yönetmek isterler, nasıl yönetilmek onlar için değerlidir diye, bi sorsalar.

Adaylar: Önce; çalışsalar, araştırsalar, talepleri ve sorunları belirleseler ve yapılması gerekenleri sıralasalar. Sonra verdikleri yanıtları ve buldukları çözümleri anlatarak oy isteseler.

Ve "Ben bunları yapacağım" diyebilseler yeter.

Desteği de, oyu da alırlar.

Yeter ki; çocuklara, gençlere, kadınlara sorsalar. Onlara bir güvenseler.