Genel

Başka Hayatların İçinden Kendimize Baktıran Bir Romancı: Serhat Kaya

Abone Ol

Haber-İnceleme / Sibel Arkut

Türk edebiyatında bir yazarın kendine ait sesini bulması çoğu zaman tek bir romanla gerçekleşmiyor. Bazen bir kitabın ardından başka bir kitap geliyor, anlatım değişiyor, coğrafya değişiyor, karakterler değişiyor; fakat bütün bu değişimlerin altında aynı sorular sessizce yaşamaya devam ediyor. Serhat Kaya'nın romancılığına dokuz kitaplık yolculuğunun ardından bakıldığında görünen de buna benzer bir çizgi: Farklı dönemlere, ülkelere, toplumsal koşullara ve insan hikâyelerine uğrayan, fakat sonunda hep insanın kendi hayatıyla kurduğu ilişkiye dönen bir edebiyat.

Değişen coğrafyaların, zamanların ve hayatların içinden aynı insanı arayan bir romancının yolculuğu

Serhat Kaya'nın bugüne kadar yayımlanan kitapları arasında romanlarının yanı sıra deneme türündeki eserleri de bulunuyor. Romanlarında insanın yaşadığı çatışmaları, toplumsal değişimleri, vicdanı, adaleti, hafızayı ve anlam arayışını hikâyenin içinden araştırırken denemelerinde bu sorulara daha doğrudan yaklaşan yazar, türler değişse de kendi edebî sorularından bütünüyle vazgeçmiyor. Kaya'nın romanlarını birbirinden ayıran ilk bakışta çok şey var. Azad, Mardin'den İstanbul'a uzanan bir hayat üzerinden toplumsal baskıyı, özgürlük arayışını, insanın kendisine biçilen hayatın dışına çıkma çabasını anlatıyor. Bekleme Odası, beklemek üzerinden insanın kendi hayatına, seçimlerine ve geçmişine bakmasını sağlayan bir yapı kuruyor. Nadide Adalet, bireyin adalet arayışını daha geniş bir toplumsal zemine taşıyor. Uçurum ise tarihsel bir dönem, baskı, kayıp, aile, suskunluk ve direnme üzerinden insan ruhunun karanlık bölgelerine uzanıyor. İlk bakışta birbirinden uzak görünen bu romanların ortak noktasını sadece “insan” kelimesiyle açıklamak da yeterli değil. Asıl mesele, insanın kendisine başka bir hayat üzerinden bakabilmesi.

“Serhat Kaya, insanı doğrudan anlatmak yerine onu başka insanların, başka zamanların, başka coğrafyaların hayatlarına bırakarak kendisiyle karşılaştıran ve insanın anlam arayışını sürdüren bir romancı.”

Bu yaklaşım, Kaya'nın neden hikâyelerini sadece Türkiye'nin belirli şehirlerine ya da gündelik hayatına bağlamadığını da açıklıyor. Onun için Mardin'in bir köyü ile başka bir kıtanın tarihsel bir döneminde yaşayan insanlar arasında edebî açıdan aşılmaz bir mesafe yok. Coğrafya değişiyor; insanın korkusu, kaybı, umudu, vicdanı, suskunluğu değişen koşulların içinde yeniden sınanıyor. Kaya'nın romanlarında okur, çoğu zaman kendisine doğrudan “bak” denilen bir aynanın karşısına geçirilmiyor. Başka bir hayatın içine bırakılıyor ve o hayatın içinde kendisini fark etmesi sabırla bekleniyor.

Sinematik anlatımın ötesinde…

Serhat Kaya hakkında yıllar içinde yayımlanan değerlendirmelerde sık karşılaşılan tanımlamalardan biri “sinematik anlatım”. Bu tanımın güçlü bir karşılığı var. Kaya'nın sahneleri görsel olarak kurduğu, karakterlerini hareket hâlinde düşündüğü, mekânı olayın dışında bırakmadığı ve okuru sahnenin içine alan bir anlatım ritmini tercih ettiği görülüyor. Özellikle ilk dönem romanlarında bu sinematografik damar daha belirgin. Fakat yalnızca “sinematik” demek, bu anlatımın edebî tarafını eksik bırakabilir. Çünkü görüntü Kaya'nın romanlarında sadece görüntü olmanın üzerine çıkıyor. Bir oda, bir eşya, bir mektup, bir gazete parçası, bir çiçek, bir şehir manzarası ya da kısa bir bekleme anı, karakterin iç dünyasına açılan başka bir kapıya dönüşebiliyor. Bu nedenle Kaya'nın romanlarında nesneler çoğu zaman dekor olmaktan çıkar.

Hatırlamaya başlarlar, bazen de karakterlerin söyleyemediğini taşırlar.

Edebiyat çevrelerinin bakışı

Kaya'nın edebî görünürlüğü sadece okur yorumlarından ibaret değil. Son yıllarda layık görüldüğü ödüller, farklı edebiyat çevrelerinden gelen değerlendirmeler, romanlarının daha geniş bir alanda karşılık bulduğunu gösteriyor. Zülfü Livaneli'nin Kaya'nın romanları üzerine yaptığı, onun “yerellikten çok genel insan davranışlarının izini sürerek edebi bir panorama” oluşturduğu yönündeki değerlendirmesi de bu noktada ayrıca anlam kazanıyor. Çünkü Kaya'nın romanlarında coğrafya hiçbir zaman sadece dekor olarak kalmıyor; değişen ülkeler, dönemler ve toplumsal koşullar insanın ortak hâllerini görünür kılan farklı sahnelere dönüşüyor. Başka bir deyişle, Mardin'de başlayan bir hikâyenin duygusal karşılığının başka bir ülkedeki okura ulaşabilmesi, Kaya'nın anlatısındaki yerellikten kopuşun değil, tam tersine yerelden evrensele geçiş biçiminin bir sonucu. Bu değerlendirme, Kaya'nın romanlarının temel yönelimlerinden biriyle örtüşüyor. Kaya'nın dünyasında yerellik reddedilmiyor, fakat yerellik nihai hedef de olmuyor. Mekân, insanı anlamanın araçlarından biri hâline geliyor.

Okurun Serhat Kaya ile kurduğu ilişki

Kaya'nın okur tarafındaki karşılığı için kitaplarını okuyanların yorumlarında romanlarının akıcılığı, sinematik yapısı, karakterleri, psikolojik katmanları ve düşündürücü tarafı sıkça öne çıkıyor. Fakat bu değerlendirmelerin altında daha önemli bir ortaklık bulunuyor: Kaya'nın romanlarının keyifle okunduktan sonra kitabın kapağını kapatınca bitirilen hikâyeler olarak kalmaması. Okur, karakterin yaşadığı hayatın içinden kendi hayatına dönebiliyor, ki bu edebiyatın kalıcılığı adına gerçekten önemli.

Dokuz kitabın ardından

Serhat Kaya'nın bugüne kadar yayımladığı dokuz kitaba birlikte bakıldığında ortaya sadece üretken bir yazar portresi çıkmıyor; bir arayışın izleri görülüyor. Ezbercilikten uzak, anlatım biçimini değiştirmekten çekinmeyen, karakterlerini farklı çağlara ve coğrafyalara taşıyan, fakat bütün bu değişimlerin altında insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi takip eden bir edebiyat. Özellikle Azad'dan Uçurum'a kadar uzanan çizgide karakterlerin işlevleri değişiyor, anlatıcı değişiyor, mekânlar değişiyor fakat özellikle bir soru aynı kalıyor:

“İnsan kendisine verilmiş hayatı nasıl anlamlandırır?”

Görünen o ki, Serhat Kaya'nın edebiyatını gelecekte daha doğru bir yere yerleştirecek olan da bu süreklilik olacak. Çünkü bir romancının ayırt edici özelliği her zaman aynı şehirde, aynı dönemde ya da aynı tür hikâyede kalmasından daha çok, değişen hikâyelerin altında kendi sorusunu koruyabilmesidir. Belki de önemli romancıların yıllar içinde kurduğu asıl dünya, haritada işaretlenebilen şehirlerden çok daha başka bir yerde oluşuyordur; örneğin, insanın kendisini başkasının hayatında bulduğu yerde. Aynı, Serhat Kaya’nın romanlarında olduğu gibi...

Samsun Fındık Fiyatları Samsun RSS