Bugün Ne Pişirsem: Sofra Kuruluyor, Ev Kokuyor
Akşam üstü o klasik soru yine geldi mi “ne pişirsem” diye. Buzdolabına bakıp kapıyı kapatınca bir şey değişmiyor zaten. Bugün menü biraz kalabalık, biraz ev usulü, biraz da eski mahalle sofraları gibi. Ezogelin var, et sote var, pilav zaten masanın gizli kahramanı, üstüne gül tatlısı… geçen bayram gibi bir masa kurulur yani.
Ezogelin Çorbası: İç ısıtan başlangıç
Mercimek, bulgur, pirinç aynı tencerede buluşuyor. Bir de soğan kokusu çıkınca mutfak zaten başka bir yere gidiyor. Üstüne nane, pul biber… kışın içildiğinde ayrı yazın içildiğinde ayrı his verir. Annelerin “hasta olma” çorbası gibi.
Et Sote: Tavada hızlı çözüm
Et biraz sabır ister ama bu tarifte olay hızlı. Domates, biber, et… hepsi aynı tavada. Eskiden piknikte mangal beklerdik ya, bu onun ev versiyonu gibi. Yanına ekmek banmalık.
Pilav: Masanın sessiz kralı
Baldo pirinç, tereyağı, biraz sabır… o “tıkır tıkır” sesi gelince iş tamam. Birçok evde kavga bile pilav üstünden çıkar ama iyi yapılınca herkes susar, tabaklar konuşur.
Gül Tatlısı: Şerbetin son sözü
Rulo rulo açılan hamur, fırında kızarıyor sonra şerbeti yiyor. Bayramda tepsiden hızlı biter bu. Bir dilimle yetinen pek çıkmaz, genelde “bir tane daha” diye uzar gider iş.
Günün hissi: Eski ev sofraları gibi
Bu menü biraz annenin günü, biraz komşudan gelen koku gibi. Doyurur, uzatır, sohbet açar. Belki dışarıdan basit görünür ama evin içini doldurur.
Özet: Ezogelin, et sote, pilav ve gül tatlısı ile klasik ama güvenli bir akşam menüsü. Ne varsa evde, o masaya dönüşür.