Dünya Sağlık Örgütü'nün 2026 yılı başında yayımladığı rapor, küresel ölçekte göz sağlığına ilişkin kaygı verici bir tabloyu gözler önüne serdi. Rapora göre miyopi, glokom ve kuru göz sendromu vakalarında son beş yılda yaşanan artış, sağlık sistemleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Türkiye de bu tablodan nasibini alan ülkeler arasında yer alıyor; özellikle büyük şehirlerde tanı konulan vaka sayıları her geçen yıl yükseliyor.
Uzmanlar bu artışın arkasında birden fazla etken olduğunu belirtiyor. Pandemi sonrası yerleşikleşen uzaktan çalışma düzeni, eğitimin dijitalleşmesi ve ekran başında geçirilen sürenin giderek uzaması, göz sağlığını doğrudan etkileyen başlıca faktörler olarak öne çıkıyor. Yetişkinlerin yanı sıra çocuklar ve gençler de bu tablodan payını alıyor; okul çağındaki çocuklarda miyopi tanısının giderek daha erken yaşlarda konulmaya başlandığı dikkat çekiyor.
Miyopi Artık Bir Halk Sağlığı Sorunu
Uzak nesnelerin bulanık görünmesiyle kendini belli eden miyopi, yalnızca bir kırma kusuru olarak değerlendirildiğinde tehlikesi göz ardı edilebiliyor. Ancak göz sağlığı alanındaki araştırmalar, yüksek dereceli miyopinin ilerleyen yaşlarda retina dekolmanı, glokom ve katarakt riskini belirgin biçimde artırdığını ortaya koyuyor.
Avrupa Göz Hastalıkları Derneği'nin verilerine göre Avrupa kıtasında her üç kişiden biri miyop. Bu oranın 2050 yılına kadar yüzde elli civarına ulaşması bekleniyor. Türkiye'de ise büyük şehirlerde yapılan taramalar, okul çağındaki çocuklarda miyopi görülme sıklığının son on yılda neredeyse ikiye katlandığını gösteriyor.
Bu eğilimin önüne geçmek için erken teşhis ve düzenli göz muayenesi kritik önem taşıyor. Pek çok göz rahatsızlığı, belirtiler belirginleşmeden önce uzun süre sessiz seyreder. Bu nedenle herhangi bir şikâyet olmasa dahi belirli aralıklarla göz muayenesi yaptırılması, kalıcı görme kayıplarının önlenmesinde belirleyici rol oynuyor.
Kuru Göz Sendromu: Görünmez Salgın
Göz hekimlerinin son yıllarda en sık karşılaştıkları tablolardan biri kuru göz sendromu. Göz yüzeyini koruyan gözyaşı filminin yetersiz ya da kalitesiz üretilmesi sonucu ortaya çıkan bu rahatsızlık; yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösteriyor.
Klima ortamlar, ekran başında uzun saatler geçirmek ve yetersiz göz kırpma sıklığı, sendromun tetikleyicileri arasında sayılıyor. Özellikle ofis çalışanları ve yoğun bilgisayar kullanıcıları arasında yaygınlığı hızla artan bu durum, tedavi edilmediğinde kornea yüzeyinde kalıcı hasara yol açabiliyor.
Görme kalitesini dolaylı yoldan düşürmesinin yanı sıra günlük yaşam konforunu ciddi biçimde etkileyen kuru göz sendromu, günümüzde çok sayıda farklı tedavi seçeneğiyle yönetilebilir hale geldi. Yapay gözyaşı damlaları, ısı-basınç uygulamaları ve beslenme düzenlemeleri bu seçeneklerin başında geliyor. Ancak her hastanın tablosu farklı olduğundan tedavi planının uzman hekim gözetiminde belirlenmesi gerekiyor.
Glokom: Sessiz Görme Hırsızı
Türkiye'de yaklaşık bir milyon kişiyi etkileyen glokom, göz içi basıncının yükselmesi sonucu optik sinirde hasar oluşmasıyla seyreden kronik bir rahatsızlık. En tehlikeli yönü, çoğu vakada uzun süre belirti vermemesi. Hastalar görme alanında daralmayı fark ettiğinde hasarın önemli bir bölümü çoğu zaman geri dönülemez biçimde gerçekleşmiş oluyor.
Kırk yaş üstü bireyler, glokom hastası yakını bulunanlar, şeker hastalığı ve yüksek miyopisi olanlar risk grupları arasında yer alıyor. Bu gruplar için yılda en az bir kez göz içi basıncı ölçümü ve optik sinir değerlendirmesi yapılması gerekiyor.
Son yıllarda geliştirilen optik koherens tomografi (OCT) cihazları, glokomun çok daha erken evrelerde tespit edilmesine olanak tanıyor. Bu teknoloji, görme kaybı oluşmadan müdahale penceresi açılmasını mümkün kılıyor; ancak teknolojinin sunduğu avantajdan yararlanmak için hastanın bir uzmana başvurması zorunlu.
Retina Hastalıkları ve Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu
Türkiye'nin giderek yaşlanan nüfusu, retina hastalıklarını da gündeme taşıyor. Yaşa bağlı makula dejenerasyonu (YBMD), altmış beş yaş üstündeki bireylerde görme kaybının önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. Merkezi görmeyi etkileyen bu rahatsızlık; okuma, yüz tanıma ve ince motor becerilerin kullanılması gibi gündelik işlevleri giderek zorlaştırıyor.
Sigara kullanımı, uzun süreli güneş ışığına maruz kalma ve genetik yatkınlık, YBMD riskini artıran etkenler olarak öne çıkıyor. Erken dönem YBMD'de tıbbi beslenme takviyelerinin hastalığın ilerlemesini yavaşlatabildiği bilinse de ileri evrelerde anti-VEGF enjeksiyon tedavisi devreye giriyor.
Diyabetik retinopati de göz hekimlerinin sıkça başvurduğu tanılar arasında yer alıyor. Türkiye'de diyabet prevelansının artmasıyla birlikte diyabetik göz hastalığı vakaları da yükseliyor. Kan şekerinin düzenli takibi kadar yılda bir retina muayenesi de diyabetli bireyler için kritik bir önlem niteliği taşıyor.
İzmir'de Göz Sağlığına Artan İlgi
Ege'nin en büyük kenti İzmir, hem nüfus yoğunluğu hem de sağlık altyapısı açısından göz sağlığı hizmetlerine erişim konusunda avantajlı bir konumda. Kentte son yıllarda yürütülen tarama programları ve farkındalık kampanyaları, bireylerin göz sağlığına verdiği önemi artırıyor.
Bununla birlikte uzmanlar, başvuruların hâlâ yeterli seviyede olmadığının altını çiziyor. Pek çok kişi görme keskinliğinde belirgin bir değişiklik yaşamadan göz doktoruna gitmeyi erteleme eğiliminde. Oysa rutin muayene, erken tanı açısından belirleyici bir işlev üstleniyor. Özellikle kırk yaş sonrasında yılda bir kez bir İzmir göz doktoru tarafından kapsamlı değerlendirme yapılması, olası hasarların önüne geçmede etkili bir yol olarak öneriliyor.
Teknoloji Hem Sorun Hem Çözüm
Yapay zeka destekli görüntü analiz sistemleri, göz hastalıklarının teşhisinde giderek daha fazla yer buluyor. Retina fotoğraflarından diyabetik retinopatiye işaret eden bulgular tespit eden algoritmalar, glokom ve makula hastalıklarında da benzer başarılar sergilemeye başladı. Bu sistemlerin henüz klinisyenin yerini almadığını, tanı sürecini hızlandırıp desteklediğini belirtmek gerekiyor.
Teloftalmoloji alanındaki gelişmeler de dikkat çekiyor. Uzak bölgelerdeki bireylerin şehir merkezlerine ulaşmadan temel göz muayenesi yaptırabileceği uygulamalar yaygınlaşıyor. Türkiye'de bu alanda pilot projeler sürdürülmekte; uzmanlar söz konusu modelin orta vadede birinci basamak sağlık sistemine entegre edilebileceğini öngörüyor.
Korunma İçin Bireysel Adımlar
Göz sağlığını korumak büyük ölçüde bireysel farkındalığa bağlı. Uzmanların önerdiği temel alışkanlıklar şöyle sıralanıyor: Ekran kullanımında 20-20-20 kuralı olarak bilinen her yirmi dakikada bir yirmi saniye uzağa bakma pratiği, yeterli uyku, dengeli beslenme ve güneş gözlüğü kullanımı. Çocuklarda ise günde en az iki saat dışarıda vakit geçirmenin miyopi gelişimini yavaşlattığına dair güçlü kanıtlar bulunuyor.
Sigara içenler için bu maddenin katarakt, glokom ve makula dejenerasyonunu hızlandırdığını hatırlatmakta fayda var. Sigaradan vazgeçmek, yalnızca akciğer değil göz sağlığı açısından da kayda değer bir koruyucu etki sağlıyor.
Sonuç olarak 2026 yılı itibarıyla göz hastalıkları, erken müdahale edilmediğinde yaşam kalitesini derinden etkileyen ancak büyük ölçüde önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir bir sağlık sorunu olmayı sürdürüyor. Düzenli muayene ve bilinçli yaşam alışkanlıkları, görme sağlığının korunmasında hâlâ en güçlü araçlar olmaya devam ediyor.