Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği ve bireylerin gelecek güvencesi, kayıtlı istihdamın korunmasına doğrudan bağlıdır. Emekli, dul veya yetim aylığı alan vatandaşların bazen aylıklarının kesilmemesi düşüncesiyle sigortasız çalışmayı tercih etmesi, maalesef uzun vadede telafisi mümkün olmayan hukuki ve mali mağduriyetleri beraberinde getirmektedir.
Kayıt Dışı İstihdamda Maaş Kesintisi Riski
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan denetimlerde, özellikle sosyal yardım veya aylık alan bireylerin bu haklarını kaybetmemek adına kayıt dışı çalışmayı kabul ettikleri gözlemlenmektedir. Ancak kurum, sigortasız istihdamın tespit edilmesi durumunda mevcut aylıkların kesilmesi dahil olmak üzere ciddi yaptırımların devreye gireceğini açıkça ifade etmektedir. SGK İstanbul İl Müdürü Harun Serttaş imzasıyla yapılan açıklamada, çalışanların kendi rızasıyla bile olsa sigortasız çalışmayı talep etmesinin hukuken geçerli bir mazeret sayılmadığı ve bu durumun işverenler üzerinde de büyük bir mali yük oluşturduğu vurgulanmaktadır.
Sosyal Hakların Kaybı ve Gelecek Güvencesi
Sigortasız bir işte çalışmak sadece bugünkü geliri değil, gelecekteki tüm sosyal koruma kalkanlarını da devre dışı bırakmaktadır. Kayıt dışı çalışan bireyler, iş kazası veya meslek hastalığı durumunda sağlanan yardımlardan, malullük aylığından ve işsizlik ödeneğinden mahrum kalmaktadır. Ayrıca bu durum, çalışanların Genel Sağlık Sigortası primlerini kendi imkanlarıyla ödemek zorunda kalmalarına yol açarken, vefat halinde geride kalan aile bireylerinin ölüm aylığı hakkını da tehlikeye atmaktadır. Kurum, sigortasız çalışmanın emeklilik hakkından tamamen mahrum kalmak anlamına geldiğini hatırlatmaktadır.
Şikayet ve İhbar Mekanizmaları İşliyor
Hukuka aykırı şekilde sigortasız işçi çalıştıran ya da personelin maaşını olduğundan düşük gösteren işverenlere karşı denetimler sıkılaştırılmıştır. Vatandaşların bu tür mağduriyetler yaşamaması adına ALO 170 hattı, CİMER ve sosyal güvenlik merkezleri üzerinden şikayet haklarını kullanabilecekleri belirtilmektedir. Kurum, sosyal hakların bir tercih değil anayasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatarak, hem işçilerin hem de işverenlerin yasal sınırlar içerisinde kalmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekmektedir.