HaberlerSamsunspor haberYılport Samsunspor A.Ş.'nin Başkanı Yüksel Yıldırım'ın başarı hikâyesi

Yılport Samsunspor A.Ş.'nin Başkanı Yüksel Yıldırım'ın başarı hikâyesi - Samsunspor haber

Yılport Samsunspor'un Başkanı Yüksel Yıldırım artık tüm Samsun'un gündeminde. Bu nedenle Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdem Erol'un 'Zirvedekiler- Samsun'dan Başarı Hikâyeleri' kitabında kaleme aldığı Yüksel Yıldırım'ın hayat (başarı) hikâyesini Haber Gazetesi okurlarıyla paylaşıyoruz...

Yılport Samsunspor A.Ş.'nin Başkanı Yüksel Yıldırım'ın başarı hikâyesi

"Hayata İsmail olarak başladı, 5 yaşında öldü zannedildi, 6 yaşında Yüksel oldu. Demirci Garip’in oğlu olarak Amerika’ya gitti, iş verilmeyince adının önüne Robert ekleyip işe girdi. Türkiye’ye döndü ve aile şirketine katıldı. İstanbul’da sekretersiz, çaycısız başladığı iş hayatında bugün 5 kıtada 49 ülkede 200’e yakın şirketin sahibi ve 12 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor. Liman, krom, konteyner taşımacılığında dünyanın en güçlü isimleri arasındaki tek Türk. O, dünyanın Bay Kömür’ü, Çılgın Türk’ü, Yılport Samsunspor'un başkanı ve Samsunspor'u büyük hedeflere ulaştırmaya söz vermiş büyük bir işadamı..."

İsmail Yıldırım, Sivas’ın Hafik İlçesi’nde Garip ve Zeycan Yıldırım çiftinin 3 oğlundan ortancası olarak Mayıs1961’de dünyaya geldi. Babası Garip, ilçede bir bakkal, bir manifatura dükkânı ve bir hanın sahibiydi. Akrabaları Garip Aydemir, bir süre önce Samsun’a yerleşmiş, demir ve çimento işine girmişti. Hafik’e gelerek Garip Yıldırım’a “Samsun’da büyük para kazanılıyor. Gel Samsun’a demir ve çimento işinde birlikte ticaret yapalım,” teklifinde bulundu. Çocuklarının da geleceğini düşünen Garip Bey, dükkânları ve hanı satıp, evdeki eşyaları kamyona yüklediği gibi Samsun’un yolunu tuttu. 1963 yılında Samsun’a göç ettiklerinde İsmail 2, ağabeyi Ali Rıza 7 yaşında, kardeşi Mehmet ise henüz 6 aylıktı. Unkapanı Mahallesi’nde şimdi Samsun Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesi olarak kullanılan, o dönemin Devlet Hastanesi’nin yakınlarında bir eve yerleştiler. Babası adaşı Garip’le ortaklık kurarak demir ve çimento ticaretine başladı. İşler iyi gitmesine rağmen aradığı nitelikleri bulamayan Garip Yıldırım bir süre sonra ortaklıktan ayrılarak, demir ve çimento satışı üzerine kendi işyerini kurdu. Öldü Diye Kaldırmışlar Ağabeyi Ali Rıza ilkokula başlarken İsmail ve Mehmet, genellikle evde balkon gibi camekânlı bir alanda oynuyorlardı. Anneleri sokağa çıkmalarına izin vermiyordu. İsmail 5 yaşındayken, annesi ayak parmaklarından ameliyat oldu. Geçmiş olsun ziyaretlerinin yoğun olduğu bir gün, komşu çocuklarıyla sokakta oynamaya çıktı. Evlerinin önünden geçen yolda karşıdan karşıya geçerken süratle gelen bir araba İsmail’e çarptı. Kan revan içinde kaldı. Hemen yanı başlarındaki devlet hastanesine kaldırdılar. Arabanın iki tekeri üzerinden geçmiş, iki kolu 4-5 yerinden kırılmış, kafasında kırıklar oluşmuştu. Bağrışmaları duyarak sokağa fırlayan baba ve anne, hastaneye gittiklerinde oğullarını kaybedecekleri endişesiyle fenalık geçirdi. Herkes “öldü” gözüyle bakarken, hastanede yapılan ameliyatlar ve tedavilerin ardından hayata döndü. Evde ayağa kalkmayı beklediği günlerde yakınlarının ilgisiyle okumayı ve yazmayı söktü. Babasının eve getirdiği gazeteyi kimsenin yardımı olmadan okuyordu. Bu arada babalarının Hançerli Mahallesi’ndeki işyerine yakın olmak için aile 30 Ağustos İlkokulu’nun üstünde Çayır Sokak’taki iki oda bir salon apartman dairesine taşındılar. Üçkardeş bir odada; Mehmet ile aynı yatağı paylaşıyor, diğer yatakta ise ağabeyi Ali Rıza yatıyordu. İsmail Öldü, Yüksel Doğdu Tamamen iyileştikten sonra ağabeyiyle birlikte okula gitmek istedi. Ali Rıza 5. sınıfa başlayacaktı ama o henüz 6 yaşındaydı. Gazi İlkokulu’na gittiklerinde müdür yaşının küçük olduğunu belirterek kayıt yapmadı. Ağlamaya başladı. Müdür “Gelsin gitsin ama kayıt yapamayız. Kayıt için yaşını büyüttürmeniz gerekir,” diyerek onları yolcu etti. Yaş büyütmek için mahkemeye gidilmesi gerekiyordu. Orada da işlemler en az 6 ay sürerdi. Babası, Sivas’ta muhtar olan dayısından yaşını büyütmek için yardım istedi. Dayısı “Ben hallederim,” dedikten kısa bir süre sonra Samsun’a yeni bir nüfus kâğıdı ulaştı. Bu nüfus kâğıdı 01.01.1960 doğumlu Yüksel Yıldırım adına düzenlenmişti. Bir yıl önce trafik kazası geçirip ölümden dönmüştü ama okuma aşkı, 6 yıldır kullandığı İsmail ismini öldürmüştü. İsmail ölmüş, Yüksel dünyaya getirilmişti adeta...

* * *

Yaşımın büyütülme işini dayım, “Tamam ben hallederim,” diyerek üzerine almıştı. Nüfus Müdürlüğü’ne gittiğinde kurumun müdürü “Kolay, İsmail’i öldürelim, yeni kayıt yapalım,” diye bir yol buluyor. İsmail öldü diye nüfustan silinirken, Yüksel Yıldırım da köyde doğmuş ama henüz kayıt ettirilmemiş biri olarak nüfusa geçiriliyor. Eskiden Anadolu’da bu tip şeyler çoktu. İsmail Yıldırım’ı öldürüp, Yüksel Yıldırım’ı da nüfusa kayıt ettiriyorlar. Mayıs 1961 doğumlu İsmail’in yerine, 1 Ocak 1960 doğumlu Yüksel Yıldırım’ın nüfus cüzdanını bize yolluyorlar. Böylece benim adım İsmail’den Yüksel oluyor. Bütün mahalle arkadaşlarım beni İsmail olarak bilir. Okula başladığımda arkadaşlarım İsmail olarak biliyordu. Hoca geldi bana ilk kez “Yüksel,” dedi. Ben hiç cevap vermedim. Sonra bana “Seni çağırıyorum,” deyince ben de adımın İsmail olduğunu söyledim. Hoca “Yok bundan sonra senin adın Yüksel,” dedi. İlk başta kabul edemedim, ağladım. Ben İsmail olmak istiyordum, anneme babama söyledim. Onlar da okula gitmek istiyorsam Yüksel olacağımı; adımın İsmail olarak kalmasını istiyorsam bu yıl okula gidemeyeceğimi söyleyince mecburen Yüksel olmaya ikna oldum. İsmail adını annemin kurban bayramının arife günü doğduğum için verdiğini biliyordum. Yıllar sonra dayıma sordum niye adımı Yüksel seçtiniz, bu adı kim verdi diye. Dayım da, Yüksel isminin nüfus memurunun bir akrabasının yakın zaman önce ölen çocuğunun adı olduğunu, “Yüksel koyalım, bahtı da ismi gibi yükselir,” diyerek verdiğini anlattı.

 * * *

Yıldırım kardeşler tatil günlerinde ve yaz aylarında babalarının demir ve çimento dükkânında çalışıyordu. Bu arada işler de büyüyordu. Karadeniz ve Samsun şehirleşme açısından büyüdükçe, demir ve çimentoya olan ihtiyaç artıyordu. Çimento Çorum’un yanı sıra faaliyete geçen Ünye ve Lâdik’ten alınmaya başlandı. Sadece Karabük’ten alınan demir de Ankara ve İskenderun’dan da geliyordu artık. Gazi İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra Mithatpaşa Kız Lisesi’nin orta bölümünde kız-erkek karışık sınıfta okudu. Ağabeyi Ali Rıza liseden sonra okumayarak babasının yanında sürekli çalışmaya başladı. Garip Bey işleri büyütmüştü. Devlet Demir Yolları Blokları altındaki depo satın alınarak işyerini orada oluşturdu. Artık küçük gelen evi ise Atakum’da yeni yaptırdığı 5 katlı apartman dairesine taşıdı. Aklına ABD’yi Soktular Babası ve ağabeyi işleri büyütmek için çalışırken o da 1978 yılında 19 Mayıs Lisesi’ni bitirdi. O dönem hayali ya da hayat akışı için belirlediği sonuç, İTÜ’de okumak ve mühendis olduktan sonra Samsun’a dönüp, ailenin işinde çalışmaktı. O yıllarda sokaklara taşan ülkedeki siyasi kavgalar herkesi tedirgin ediyordu. Bu tedirginlik arasında girdiği sınavda başarılı olarak İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi’ni kazandı. İstanbul’a gitti ama öğrenciye ev vermiyorlardı. Annesi Zeycan Hanım gelip olaya el koyana kadar çeşitli yurtlarda, izbe evlerde kaldılar. Annesinin Sivaslılardan tuttuğu evde Mustafa Kemal Erkanat (Uçak mühendisliği okudu, halen Yıldırım Holding’de çalışıyor), Ümit Güneysu (Diş hekimliği okudu, halen İstanbul’da diş hekimi) ve Uğur Güneysu (Diş hekimliği okudu ve halen Samsun’da diş hekimi) ile birlikte kaldılar. Zeycan Hanım zaman zaman İstanbul’a gidiyor, çocukların giyeceklerini yıkıyor, yemekler yapıyor ve Samsun’a geri dönüyordu. Dört buçuk yıl süren yoğun çabaların ardından bir dönem kayıpla da olsa okulu bitirdi. Bitirme ödevini yaparken, kaynakların tamamının İngilizce olması üzerine dil öğrenmek için ABD’ye gitmeye karar verdi. Bu kararında ABD’de eğitim görmüş ve bir Amerikalı ile evlenmiş öğretim üyesinin “Ne yap, ne et, fırsatını bul, yarat ABD’ye, git. Sürünsen de git, en azından İngilizce öğrenir gelirsin. Amerika’yı gördüğünde vizyonun değişecek, görüş açın, insanlara bakışın farklılaşacak,” yönlendirmesi de etkili oldu. Ailesini ikna ederek Amerika’ya uçtu. Türkiye’deki dünyası Samsun, Sivas, Çorum, Ünye, Bafra’yla sınırlıydı. Üniversiteye başlamadan önce ağabeyiyle araba almak için bir kez gelmişti İstanbul’a. Ankara’yı bile görmemişti. Ama şimdi hayaller ülkesi Amerika’ya uçuyordu. Daha kısa bir süre önce üniversiteyi bitirip mecburen Samsun’a dönüp aile şirketinde çalışmak olan kaderi, öğretim üyesinin anlattıklarıyla değişmişti. Hayatında ilk kez uçağa binmiş, Amerika’ya gidiyordu. Neredeyse Kör Oluyordu Bir cesaretle Amerika’ya gitti ama orada ayakta kalmak için de mücadele vermesi gerekiyordu. Dili yeterli bilmediği için bir yere ulaşmak için bile en az 4-5 kez adres sormak zorunda kalıyordu. Çalışmak istiyordu ama yine dil sorunu karşısına çıkıyordu. San Francisco’da dil eğitimi alırken, bahçıvanlık ve boyacılık işleri bularak çalıştı, saatte 5 dolar kazanıyordu. 1985 yılında ise Oregon State University’ye giderek Robotik üzerine yüksek lisansa başladı. Amerika’da ders çalışmayı öğrendi. Türkiye’de İTÜ’de bilgisayar dili olarak Fortran IV öğrenmişlerdi ama Amerika’da kartlı bilgisayar yoktu. Gelişmiş bilgisayarlarda CD’ler, floppy’ler; Pascal ve Basic dilleri kullanılıyordu. Gece gündüz çalıştı ve ödevlerini yapmak için Pascal ve Basic’i öğrendi. Üniversiteye başladığının ilk üç ayında ders çalışmaktan uzağı göremez hale geldi. Hayatının hiçbir döneminde bu kadar ders çalışmamıştı. Yüksek Lisansı tamamlamak üzere iken Samsun’a geldi. Türkiye’de ne yapabileceğinin keşfini yapmak istiyordu.

* * *

 1987’de geri dönersem ne yapabilirim diye bakmak için Samsun’a geldim. Amerika’da 20’inci yüzyılda 21’inci yüzyılı yaşamış biri olarak Türkiye’de gördüğüm 19’uncu yüzyılın yaşandığıydı. Arada o kadar büyük, neredeyse 100 yıllık fark var. Ben ABD’ye giderken Türkiye’de bir tane televizyon kanalı vardı; orada yüzlerce… Türkiye’de otobanı bilen yok, orada otobanlarla dolu; Türkiye’de Renault, Şahin, Serçe arabalar, Amerika’da filmlerde gördüğün arabaların gerçeği. ABD’den Samsun’a döndüğümde şoka girdim ve “Ben geri dönmek istemiyorum, doktora yapacağım,” kararını aldım. Babamlara bunu söyleyemedik tabii. Söylesek itiraz edecekler. Okulun uzadığını söyledim. Ama hep mühendislik aklımın ucunda vardı. Geri gittim, doktoraya başladım. Kendime araba aldım, üniversitede asistanlığa başladım. Türkiye’ye dönmemek için, üniversitede kalmayayım diye doktoramı yarıda kestim iş hayatına atıldım.

* * *

YARIN: YÜKSEL Yıldırım nasıl ROBERT Yıldırım oldu?

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım nasıl Robert Yıldırım oldu?

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım Trabzon'u ayağa kaldırdı

Samsunspor Başkanı Yıldırım'a 'batacaklar' dedikçe yükseldi

İşte Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım'ın imparatorluğu

Avrupalılara göre çılgın Türk: Yüksel Yıldırım



SIRADAKİ HABER