Kaygı – Google’a Yazdıkça Büyüyen Bir Dert mi?
Birçok kişi için kaygı, tehlike anında bizi ayakta tutan bir iç alarm. Ama son yıllarda bu alarm biraz şaşırmış gibi. Telefonu eline alıyorsun, bir belirti geliyor aklına, sonra Google, sosyal medya, yapay zekâ derken iş içinden çıkılmaz hale geliyor. Klinik Psikolog Elif Pehlivan tam da bu noktaya dikkat çekiyor.
Bir Arama, Onlarca Senaryo
Eskiden “başım ağrıyor” deyip bir çay içerdik, geçmezse doktora giderdik. Şimdi işler farklı. Küçük bir baş dönmesi, bir kalp çarpıntısı… İnternete yazıyorsun, karşına onlarca ihtimal çıkıyor. En masumu da var, insanı geceleri uyutmayanı da.
Pehlivan’a göre kaygıya yatkın kişiler için bu durum daha zor. Zihin zaten tetikteyken, karşısına çıkan her ihtimali gerçekmiş gibi algılıyor. Bir bakmışsın, vücutta küçük bir his koskoca bir korkuya dönüşmüş.
Sosyal Medya ve Yapay Zekâ Etkisi
Bir de sosyal medya tarafı var. “Bende de vardı”, “sakın hafife alma” gibi yorumlar, algoritmanın önüne düşürdüğü videolar… Yapay zekâ uygulamaları da cabası. Soru sordukça cevap geliyor ama rahatlama gelmiyor, tam tersi.
Kaygı Alarmı Neden Susmuyor?
Pehlivan, kaygının aslında belirsizlikle beslendiğini söylüyor. Bilgi arttıkça belirsizlik azalacak sanıyoruz ama bazen işler tersine dönüyor. Çok fazla ihtimal, zihni daha da kilitliyor.
Önce Doktor, Sonra Zihin
Elbette gerçek bir sağlık sorununu yok saymak doğru değil. Uzman bir hekime gidip gerekli kontrolleri yaptırmak şart. Her şey normalse, işin psikolojik tarafına bakmak gerekiyor.
Psikoterapi, bu döngüyü fark etmek ve kırmak için önemli bir adım. Sadece telefonu kapatmak yetmiyor, düşünce alışkanlıklarını da ele almak lazım.
Benzerini Yaşayan Çok
Pandemi döneminde herkes bir anda “belirti uzmanı” olmuştu. O günlerde artan kaygı, bugün dijital dünyanın hızında devam ediyor. Fark şu: bilgi daha çok, kafa daha karışık.