Kenan ÖZTÜRK

Sevdalar

Kenan ÖZTÜRK

                Sordum 'Memuriyeti ne zaman bitireceksin?' diye.
               'Birinci sınıfları okutuyorum. Bitirip bir dönem daha yapmak istiyorum' dedi.
                Otuz üç yıllık meslek hayatında öyle anıları var ki...
                Anlattıkları kitap gibi olur.          
                Mesleğinin özellikle ilk yılları...
                Güneydoğunun terörden kavrulduğu günler.
                Allah korumuş kendisini.
                Düşününce 'Nereden nereye' demekten insan kendini alamıyor.
                Gelecek kaygısı çıkarmış onu gurbete.
                Öğrencilik hayatında kaldığı yerleri biraz sığıntı gibi görse de.  
                Yirmili yaşların başında başlamış meslek hayatı.
                Bir tarafta mesleğinin gereği, diğer tarafta yaşam mücadelesi...
                Kişiliğiyle uyumlu mesleğe kavuştuğunu yaşarken hissetmiş.      
                Öğrencilerinin öğretmeni olurken, birçok yerde de babaları olmuş.
                Yıllar sonra meslektaş olduğu öğrencilerinin ziyareti inanılmaz onurlandırmış onu.
                Acısıyla tatlısıyla çok ama çok zor yıllardan geçmiş.
                Ama hayalinde bir hasret, bir özlem...
                Hayvanları otlattığı meralar, sırtında ot/saman taşıdığı yaylalar...
                Kaygıların zirve yaptığı o yılları düşününce şükretmekten geri kalmamış.
                Köyümün toprakları diyerek sayıklamış yıllarca.

Akşamın alaca karanlığında top oynadığı, çocukluk arkadaşlarını, hayat dört bir tarafa savurmuş.
                Hep bir sevda, vuslat, kucaklaşma beklentisi.     
                Mardin'den Yalova'ya atanınca ilk sevdasına kavuşmuş.
                Kızı Sevdesu'nun kaderde geciken bir kavuşma olduğunu kabullenmiş.
               'Mesleğimi memleketimde bitirmek isterim' özlemiyle Ordu'da kendisine yeni bir sayfa açmış.
                Meliha Lütfü Türkmen İlkokulunda yeni öğrencileriyle buluşmuş. 
                Hedeflerine emin adımlarla ilerlerken, tek tek kavuşmuş sevdalarına.   
                Bugün doğduğu şehirdeki miniklerle sarılıyor, onlarla özlem gideriyor.
                Hani öğretmenleri sadece mesleğiyle özdeş görmeyiz ya.
                Bugünlerde onu takip etmekte zorlanıyor çevresi.
                Bir bakıyorsun fındık bahçesinin dallarını buduyor.
                Bir bakıyorsun yüzlerce kilo gübreyi tek başına bahçeye taşıyor.
                Bir bakıyorsun pandemide kendisine verilen görev gereği köy köy geziyor.
                Olmadı bugünlerde birkaç petekle arıcılığa da el atmış durumda.             
               'Seni takip etmekte zorlanıyoruz, kendini yorma' diyenlere,'O kavramı kenara attım' derken, öğrencileriyle buluştuğunda dinlendiğini ifade ediyor.
                Yıllar sonra babalık makamına ulaşan, mesleğini artık memleketinde sürdüren öğretmenin asıl huzura erdirdiği durum ise bambaşka.
                Yıkılmaya yüz tutan baba evinin bacasının tütmesinde önemli bir rolü üstlenmiş. Bir vasiyetin sorumluluğunu tüm zorluklara göğüs gererek yerine getirmiş.
                Evet, 'Sevdalar' hayatın umut direkleri.
                Onlara sarıldıkça yaşam anlam kazanıyor.
                Öğretmenimizin sevdaları bitmiş mi dersiniz?
                Bize sorarsanız bitecek gibi değil.
                Bitmesin de zaten.
                Sizlerde, sakın sevdanızı terk etmeyin.
                Aynı N.T öğretmenimiz gibi.