HaberlerSamsunspor haberAvrupalılara göre çılgın Türk: Yüksel Yıldırım

Avrupalılara göre çılgın Türk: Yüksel Yıldırım - Samsunspor haber

Yılport Samsunspor'un Başkanı Yüksel Yıldırım'ın Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdem Erol'un 'Zirvedekiler- Samsun'dan Başarı Hikayeleri' kitabında kaleme aldığı hayat (başarı) hikayesi yazı dizisine altıncı bölümüyle devam ediyoruz?

Avrupalılara göre çılgın Türk: Yüksel Yıldırım

Bundan sonraki bölümü, böylesine muhteşem başarıların sahibi Yüksel Yıldırım’dan okuyalım:

- Böylesi bir başarının ardında ne var?

- “Bu başarının da arkasında gizli olan şey, Yüksel Yıldırım’ın ‘Ceketimi satarım seni okuturum,’ diyen babasını ikna ederek ABD’ye gitmesi var. Çünkü benim babam okuyamamış, ilkokul 3’ü bitirmiş, köyde hoca gitmiş 4-5’nci sınıflar yok, okul kapanmış. Samsun’da babam ehliyet sahibi olabilmek için dışarıdan sınavla ilkokul diploması aldı. Annem okumamış ama kafası süper çalışıyor, hafızası süper. Onlar benim okumam için ne gerekiyorsa yaptılar. Diğer iki kardeşim liseyi bitirdi, üniversiteyi kazanamadı, pek okumak da istemiyorlardı. Ama ben okumayı, hep okumayı seçtim ve istedim, onlar da beni hep destekledi. Vizyon sahibi olmak bize babadan geliyor. Babam bütün her şeyini satarak, risk alarak hiç bilmediği Samsun’a geliyor. Orada tutunmak için ortağıyla çalışıyor, sonra risk alıp ortaklıktan ayrılıp tek başına bu işleri yapıyor. Sonra bizleri kendi yanında yetiştiriyor. Hepsi baktığımızda risk alıp, riski yönetmekten geçiyor. Bizim de bu kadar hızlı büyümemizin arkasında hep risk almamız vardır. Bankalara borçlandık ama borçları ödeyebilecek bir yapı kurduk. Herkes çalışıyor ama bizim çalışma tempomuz ve düşünce yapımız çok farklı. Buradaki çalışma modeli benim ABD’de çalıştığım Japonlardan ve Amerikan çalışma modellerinin iyi taraflarını alıp, Türkiye kültürüne, Türk insanına uyacak şekle getirmemdir. Yüksel Yıldırım’a özgü bir çalışma sistemiyle, dikey olmayan, hiyerarşinin bulunmadığı yatay bir organizasyonla, hızlı hareket eden, hızlı karar alan bir yöntem oluşturduk. Hızlı hareket etmek ve hızlı karar almak çok önemli şeyler. Gideyim, bakayım, haftaya bakayım, önümüzdeki ay yönetim kurulu kararı çıkarayım gibi bir şey yok. Bu kadar büyük olmamıza rağmen hala kararlar çok hızlı şekilde alınıyor, o nedenle iş hızlı yürüyor. Kapımın önü devamlı dolu, insanlar geliyor, patrona sorularımı sorayım, patron benim problemimi çözsün, ben yoluma gideyim diyor. Benim işim sabahtan akşama kadar problem çözmekle geçiyor. Toplantıyla geçiyor, şirketin işleriyle geçiyor. Ama akşam 7’den sonra iş gezisinde ya da dışarıda değilsem oturuyorum kendi işlerimi yapmaya çalışıyorum. Gece 11-12’lere kadar çalışıyorum. Çalışmak en büyük keyif ama çalışmanın da farklılaşması lazım, planlı çalışmak gerekiyor. Verimlilik önemli, mükemmeliyetçilik anlayışı ile batı dünyasından hiçbir farkı olmayan bir çalışma ortamıyla yapıyoruz bunu. Benim eskiden param yoktu, hiçbir şey yapamazken Yıldırım’ı kimse tanımıyordu. Gazeteye personel alımı için ilan veriyordum, doğru düzgün adam başvurmazdı, adam bulamıyorduk. Sonra başarı geldikçe, insanlar tanıdıkça adamlar bulmaya başladık. Bugün insanlar Koç’tan, Sabancı’dan büyük holdinglerden bize transfer oluyorlar. Bizim kurduğumuz şirket satın alma bölümünde 50 kişi çalışıyor. Şu an Türkiye’deki yatırım bankalarından daha fazla bir ekibimiz var. Her yıl dünyanın dört yanından 200-400 satın alma projesi geliyor. Bu insanlarla beraber bir ön eleme yapıyoruz, yaramazsa atıyoruz, yararsa üzerinde çalışıyoruz ve ihale varsa ihaleye giriyoruz, ihale yoksa birebir görüşüyoruz ya da satan bankayla görüşüyoruz. Onların data sistemlerinden veriler alıyoruz. Bizde finans çözümlemesi yapan genç, pırıl pırıl insanlar var. Hepsi yurt dışında, Türkiye’de en iyi okullarda okumuş 2-3 dil bilen gençler. İş görüşmelerine, satın alma görüşmelerine asla yalnız gitmem, 8 kişilik ekiplerimiz var onlarla gidiyorum. Hem çocuklar patronla seyahat ediyorlar hem firmalarla ve üst düzey devlet görevlileriyle tanışıyorlar. Ekip çalışmasına çok inanıyorum, önem veriyorum.”

Vizyonerlik Babadan Geliyor

- Vizyonerlik, yaratıcılık ve inovasyon siz ve şirketleriniz için olmazsa olmaz galiba...

- “Vizyonerliğe, yaratıcılığa, inovasyona büyük önem veriyoruz. Mesela liman yatırımlarında hep ilkleri yaptık. İnsansız kapı operasyonu yaptık. Kamyonlar geliyor, hiç adam yok. Ekrana gerekli bilgileri giriyor, kameralar var konteynerin bütün resimlerini çekiyor, numarasını okuyor, plakasını okuyor hepsini ana bilgisayara gönderiyor. Bir hasar varsa fotoğrafı çekip bilgisini koyuyor. Sonra ana bilgisayar adama şuradaki bloğa git, şu numaralı vincin altına diyor. Adam gidiyor vinç yükünü alıyor. Endüstri 4.0 denilen bu olayı ta 2010-2011 yılında başlattık. Çünkü 1986-88 yıllarında robotik, otomasyon okudum. Ben teknolojiyi, 21. yüzyılı Amerika’da yaşadım, gördüm. Buraya geldiğimde uygulaması ve yapması kolay. Ben yenilikçiliğe çok açık bir patronum. Yatırımlarımı ona göre yapıyorum. Önümüzdeki 20-30 yılın geleceğini düşünerek yatırımları yapıyoruz. Mesela bana “Sen manyak mısın Türkiye’ye 10 bin TEU’luk gemiler bile gelmez,” deniyordu. O zaman 3-5 bin TEU’luk gemiler geliyordu. Boğazı geçemez deniliyordu. Bugün Türkiye’ye 16-18 bin TEU’luk gemiler geliyor. Biz o gemilere göre limanlarımızı tasarladık ve yaptık. Millet bana limanlarda 18-20 metre derinlik yapıyorum diye ‘Bunda para bol, nereden bulduysa sokağa atıyor, denize atıyor,’ diyordu. Bizim limanlarımız 20 metre derinliğe sahip, dünyanın en büyük gemileri geliyor. Dünyanın en büyük gemisini boşaltacak vinçler getiriyoruz. Herkes vinçleri ucuz diye Çin’den alırken biz Japon kalitesine para verdik. Türkiye’de hatta Akdeniz bölgesinde ilk vinç simülasyonunu getirdik ve vinç operatörlerimizi, uçak pilotu ciddiyetiyle eğitiyoruz. Bu, verimliliği de artırıyor. Ne kadar hızlı, verimli yaparsanız boşaltmayı, müşteri o kadar mutlu olur. Gemi de hızlı gelip hızlı çıkıyor. Çünkü gemiler limanlara her kaldıkları gün için para veriyor. Bunları düşünerek hareket ediyoruz ve otomasyonu kuruyoruz. Konteynerler kaybolmasın, rahat bulunabilsin diye, liman içindeki sahanın bilgi sistemini bilgisayarlarla, kameralarla takip edip yönetiyoruz.”

Zorlukları Başarıyla Aştı

- Yurt dışı yatırımlarında zorlukla karşılaştınız mı, bunları nasıl aştınız?

- “Yurt dışına ilk liman yatırımımızı Malta’ya yapmaya gittiğimizde parada anlaştık ama Malta Hükümeti bize limanı vermek istemedi. Üç ay lobi çalışması yapmak için Malta’ya gittik gittik, geldik. Ulaştırma Bakanı’yla, bakan yardımcısıyla görüştük. Ne yapacağımızı anlattık, bize güvenmeleri gerektiğine, temiz bir firma olduğumuza ikna etmeye çalıştık. Onlar hakkımızda araştırma başlattı. Londra’da bir firmayla anlaşıp, firmamız temiz mi, kara para var mı, illegal bir işi var mı, bu işi yapar mı diye araştırdılar. Onlar da olumlu rapor yazıp verince limanı bize sattılar. Yurt dışındaki ilk limancılığa öyle girdik. Norveç’in başkenti Oslo limanını da ihalede kazandık, onaylanmadı. Oslo şehri belediye meclisi ‘Avrupa’da firma mı yok da, ta Türkiye’den Türk firmasını buraya getiriyorsunuz. PKK yanlısı bir sürü unsur var, problemli Türklere bir de limanı mı vereceğiz. Burada yarın uyuşturucu olur, silah olur, terör olur,’ demişler. 6 ay gidip gelip lobi çalışması yaptık. Norveç dünyanın bir numaralı güvenilir, yaşanabilir ülkesi. İkna etmek için belediye meclis üyelerini Türkiye’ye getirdik, buradaki limanlarımızı gezdirdik. Ne yaptığımızı, nasıl bir vizyonumuz olduğunu anlattık, Malta’ya götürdük, orada limanı görmelerini sağladık. Adamlar işçi sendikalarıyla kültürel problem yaşayacağımızı iddia ederek karşı çıktı. Bu kez onları İsveç’e götürdük, işlettiğimiz limandaki sendikayla, şehrin sivil toplum örgütleriyle görüştürdük. Onlardan olumlu görüşler alınca verdiler limanı. Onları ikna ettik ve böylesi bir ülkenin başkentinin limanını biz yönetiyoruz. Bunu parayla yapamıyoruz. Dünyada global büyümek kolay değil, bir lobi var. Bir lobiye karşı mücadele veriyorsunuz ve biz bu lobileri yıkıyoruz, hiçbir destek almadan yaptığımız çalışmalarla, bu ön yargıları yıkıyoruz.”

Ortak Oldu, “Çılgın Türk” Dediler

- Dünyada ses getiren alımlar ve ortaklıklar yaptınız. Bunlardan birisi de Fransız CMA CGM firması. Bu ortaklığın ardından Avrupa’daki ekonomi gazeteleri sizin için “Çılgın Türk” diye yazdı. Bunu nasıl gerçekleştirdiniz?

- “2010 yılında konteyner taşımacılığında dünyanın üçüncü büyük firması olan CMA CGM 6,5 milyar dolarla iflasın eşiğine geldi. 2009 yılında Katar’dan yardım almaya çalıştılar, ama onlar da firmayı ele geçirmeye çalıştığı için olmadı. Borcu ödeyemiyoruz diye iflas istediler. Ben o haberi okur okumaz kendileriyle temasa geçtim. 2010 yılı 20 Temmuz’da Fransa’ya görüşmeye gittik. Hikâyelerini 3 saatlik bir sunumla anlattılar. Sonra şirketin patronu Jacques Saadé geldi ve ne düşündüğümü sordu. ‘Benim söyleyeceğim iki şey var, biri iyi, diğeri kötü. İyi haber ben şirketini çok beğendim, yatırım yapmak istiyorum. Kötü haber de, senin müdürlerin bana burada yüzde 2,5 verebiliriz diyor. Kusura bakma ben 2,5 için buraya gelmedim. Onun için sana yatırım yapmayacağım,’ dedim. Ne istediğimi sordu, ben de yüzde 20’nin tamamını istediğimi söyledim. Dalga geçtiğimi zannederek 500 milyon dolarım olduğunu ispat etmemi istediler. Türkiye’deki 4 bankayı aradım, bir saat içinde şirketin faksına ‘Yıldırım Holding’in yapacağı yatırım tutarı olan 500 milyon doları ödemeyi garanti ediyoruz,’ diye 4 ayrı yazı ulaştı. Bir saat içinde 4 mektup geldiğini görünce Jacques Saadé şoke oldu. Bu kez mektupların doğruluğunu teyit etmek için süre istedi. Bankaları gerekli irtibatları kurarak, mektupların doğruluğunu teyit etti. Biz akşam döneriz diye yanımıza hiçbir şey almadan gitmiştik. Dönmek için hazırlık yaparken ‘Hiçbir yere gitmiyorsunuz, avukatlar hazırlığa başladı, yarın imzaları atıyoruz,’ dediler. Gizlilik anlaşması olduğu için Kasım ayına kadar hiçbir açıklama yapmadık. Kasım ayı geldiğinde CMA CGM tarafından Yıldırım Holding ile ortaklık için imzaların atıldığını açıklanmasıyla tüm dünyadaki sektör yöneticileri ve dünya bankalarının yöneticileri şoke oldu. Sansasyon yaratan haber yayıldığında, dünyadaki yatırım bankaları ve denizciliğe para veren bankalar, ‘Bu Türkler ne kadar aptal, bu Yıldırım ne kadar salak. 6,5 milyar dolar borcu olan şirkete, bu 500 milyon dolar da gidiyor. Parayı batıracak, şirket de Yıldırım’ın parası da gidecek,’ dediler. Bu yatırımı yaptık diye bizi ‘Çılgın Türk’ diye ilan ettiler. Biz o firmanın Malta’daki limanını 300 milyon dolara aldık. Sonra da bir 100 milyon dolar daha verdik. İki yıl sonra beni dünyada yılın yatırımcısı, denizcilikte en iyi yatırımcı firma seçtiler. CMA CGM için öyle bir reçete yaptık ki alacaklı 72 bankanın kurduğu komitenin başındaki iki bankayla oturduk görüştük. Beş yıllık plan verdik ve onu uyguladık. Şuan 8’inci yıldayız, şirketin yüzde 24 hissedarıyız. Şirket aşırı başarılı. Bugün 500 tane gemisi olan dünyanın en büyük üçüncü firması. Böyle bir firmayı iflastan kurtardık. Fransa’da Cumhurbaşkanı Macron’a CMA CGM’nin hikâyesini anlattık. “Seni çok iyi tanıyorum, bu firmayı kurtardın. Fransa’da yatırım yapmayı düşünüyor musun?” diye sordu. Fransa’da 1-2 firmayla daha ilgilendiğimizi söyledik, sevindi. Yani kendimizi Fransa’da yaptığımız yatırım ve başarıyla kabullendirdik. Dünyadaki denizcilik dünyasına kabullendirdik. Bu apayrı bir şey. Parayla yapılmıyor. Sen saygıyı parayla satın alamıyorsun, kazanıyorsun. Ben dünyada bu saygıyı tırnaklarımla kazandım.” Böylesini Hayal Bile Edemezdim - Samsun’dan İTÜ’ye ya da Amerika’ya giderken böyle bir noktaya gelebileceğinizi düşünüyor muydunuz? “Bunu düşünemezsin. Bunu düşündüm dersem yalan söylerim. Bunu planlasan böyle bir şey olmaz, 1-2 başarı olur, bu kadar olmaz. Malta’daki limanı aldığımızda kapasitesi 2,5 milyon TEU’ydu, şu an 3,5 milyon TEU’ya çıkardık. Akdeniz’de ilk 5 liman arasına soktuk. İflas eden, zor durumdaki Oslo’daki limanı aldık, tarihinde ilk defa geçen sene kâra geçti. Bunların hepsi birer başarı. Beni bu başarılar besliyor, mutlu ediyor, çalışmaya motive ediyor. Yaptıklarımızın hepsi birer ayrı başarı öyküsü. Ekvador’da kimsenin yüzüne bakmadığı limanını aldık. Daha birinci senemiz yeni dolacak, sıfır konteyner yapan bir limanı bugün haftada 3 bin konteyner yapıyor hale getirdik, kısa sürede 7 bine konteynere ulaşacak; Hedefimiz 150 - 250 bin. Bu kendiliğinden olmuyor, müşteriyi oraya getiriyorsun, gemi taşımasını yapan adamı oraya getiriyorsun, bu adamların oraya gelmesi için orayı iş anlamında bir cazibe merkezi yapıyorsun. Şu an 9 kilometre uzunlukta, 300 metre genişlikte, 17 metre derinlikte denizde tarama yapıyorum, bir kanal yapıyorum. Bunu burada ancak devlet yapar. Bunu yapmazsam büyük gemi giremiyor. 9 kilometre alanı tarayacağız, rıhtımın etrafını tarayacağız, sonra buraya büyük vinçler getireceğiz. Ayrıca ticaret yaratacağız ki dünyanın büyük gemileri buraya gelsin. Bu bir risk, parayı koyarsın geri gelmeyebilir. Ama ben bunları alıp, mucizeleri yaratan adamım. Çünkü bunları yaptım, dünyanın dört bir yanında yaptım.”

PAZARTESİ (SON): BAŞARININ FATURASINI KİM ÖDEDİ?

Yılport Samsunspor A.Ş.'nin Başkanı Yüksel Yıldırım'ın başarı hikâyesi

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım nasıl Robert Yıldırım oldu?

Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım Trabzon'u ayağa kaldırdı

Samsunspor Başkanı Yıldırım'a 'batacaklar' dedikçe yükseldi

İşte Samsunspor Başkanı Yüksel Yıldırım'ın imparatorluğu



SIRADAKİ HABER
}