n

n
n I. Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale savaşları, itilâf Devletlerinin Rusya’ya yardım için Boğazlardan geçme çalışmaları içinde yer alan, 18 Mart 1915 günü başlayarak, 09 Ocak 1916 günü itilâf devletlerinin güçlerini çekmeleri ile, yani itilaf devletlerinin yenilgiye uğraması ile sonuçlanan bir savaştır. Osmanlı Devleti, Trablus-Garp, daha sonra da Balkan savaşına girmiş ve nihayet istemeden olsa da kendini I. Dünya Savaşı içine bulmuştur. Çanakkale Savaşları, I. Dünya Savaşı içinde yer alan bir savaştır ve bizim için en önemlisidir. Esas olarak, I.Dünya Savaşı nda Osmanlı Devleti, birçok cephede şavaşmış olmasına rağmen, kesin olarak mağlup olduğu cephe de yok gibidir. Yalnız, Almanya’nın yenilmesi dolayısı ile, Osmanlı
n
n Devleti de mağluplar safında yer almış oldu. Sonunda, Mondros Ateşkes antlaşması ve daha sona da Sevr‘i imzalamak durumunda kalmıştır. Elbette, I Dünya Savaşı içinde yer alan, Çanakkale Savaşı, I.Dünya Savaşı nın kaderini değiştirmesi bakımından; Türkiye tarihi, dünya tarihi açısından önemlidir ve şehitlerin kanları ise bizim tevhidimizdir.
n
n Avrupa’nın hasta adam olarak isimlendirdiği, Osmanlı Devleti nin, daha sağ olduğunu, ölmediğini göstermesi bakımından da önemlidir. Türkün gücünü bir defa daha dünyaya ilân etmiş, bununla da kalmayarak, yedi düvele karşı İstiklâl savaşının kazanılmasına vesile olmuştur. Şurası açıktır ki, Çanakkale Savaşları nın dünyadaki etkilerini bir tarafa bırakacak olur isek, bu savaş muzaffer komutan Mustafa Kemal Paşayı ortaya çıkardığı gibi, İstiklâl Savaşı nın da kaynağı, yaratıcısı olmuştur. Dile kolay 250 bin şehidin kanına malolan, kanın dere olarak aktığı bir savaştır. Bu bakımdan her Türkün mutlaka Gelibolu yarım adasını ziyaret etmesini tavsiye ederim. Aradan 98 yıl geçmiş olmasına rağmen, Gelibolu’nun hatırası ziyaret edenleri etkilemekte ve bu zaferin neye malolduğunu ziyaretçilerine huşu içinde, kanlarını donduracak şekilde vermektedir. Bunun yanında, insanlığın savaşlarla değil barış ile kardeşlik ile yüceleceğini göstermektedir. Çanakkale’de, Mehmetçik ile birlikte, Avustralya- Yeni Zelanda (ANZAK), İngiliz, Fransız kuvvetlerinin askerleri kucak, kucağa yatmaktadır. Bu savaşın liderlerinin ayıbı olarak, kucak kucağa yatan bu ayrı renk, ırk ve dinden olan masum askerler büyük bir ders vermiyor mu? Elbette, anlayanlara çok dersler verdiği açıktır.
n
n Çanakkale Savaşı nın destanını anlatmaya benim kalemimin gücü yetmez. Onu, Mehmet Akif Ersoy gibi bir milli şairlerimiz anlatabilirdi. Milli şairimizin dizelerini dinlerken, heyecan ve acılarımızı dindirmemiz mümkün olmamaktadır. İlâveten bir de bu cehennemi yaşayanların durumunu düşünmek bile insanın kanını dondurmaktadır. En önemli diğer husus ise, atalarımızın kanları, terleri ile ortaya çıkan; bu fedakârlıkları üzerine kurulan vatanın değerini ne derecede bildiğimizdeki endişelerimdir. Şehitlerimize lâyık olacak şekilde hareket içinde olup, olmadığımızı düşününce, daha da kötü olduğumu burada açık olarak ifade etmek isterim. İnsan hayata bir defa gelir ve yaşam ona Allah’ın verdiği en büyük nimettir. Vatanı için bundan vazgeçmenin ne derecede kutsal olduğu açıktır ve bakımdan dinimizde şehitlerin çok önemli bir yeri vardır. 18 Mart’a sahip çıkmak, yıldönümlerinde onu anmak ve Mehmet Akif Ersoy’un dizlerini okuyarak, nutuklar atmak değildir. Değil 365 gün, bir ömür boyunca, bu tarihe ve bu tarihi yaratanlara lâyık olmalıyız. Bunun için, kanlarımızı dökmememize de gerek yoktur. Çalışarak, çalışarak ve yine çalışarak, Ülkemizi milletler arasında yüksek seviyeye çıkarmamız gerekir. Çünkü onlar kanlarını bizim için, bizim emperyalistlerin çizmeleri altında esilmememiz, hür ve bağımsız olarak yaşamamız için döktüler. Bizden istenen, onların verdiklerinin milyonda biri kadar bile değildir. Ülkemizin üzerindeki ölü toprağını üzerimizden atamamız gerekir. Türkün asaletini, çalışkanlığını, yaratıcılığını unutmuşuz; varsa yoksa yabancıların şakşakçılığını yapıyoruz. Ben yapamam, biz yapamayız, bizden adam olmaz; sözlerini bir tarafa bırakarak, imkânsızı başarabiliriz. Zira “Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur”. Onun için, dışarıdan ithâl güçlere ve projelere ihtiyacımız yoktur. O gücün bu ülkenin insanında olduğuna inanıyorum. Atalarımıza lâyık nesiller olma dileği ile saygılarımı sunarım.
n
n
n