Dünyanın her tarafının cadı kazanı gibi kaynadığı zamanımızda, savaş yoktur? Her şey barış için yapılmaktadır! Madalyonun diğer kısmına baktığınız zaman, bu kadar ölümlerin neden ortaya çıktığı ise garip bir durumdur. PKK, 40 yıla varan süreç içinde hiç savaştan bahsetmez, demokratik haklar, özgürlüklerden ve barıştan bahseder. Şehit olan ve ölen sivillerin sayısı 30-40 bine dayanmış iken, bu nasıl bir demokratik mücadele, barıştır; bunu anlamak da mümkün değildir. Gerçekten de onların gayesi barış da değildir. Barış için ortaya çıkanların ellerinde kitap olması, siyasi güçle bunu yapmaları gereği ortadadır. Silahın ucundaki mermiden barış çıkacağını düşünmek, abesle iştigaldir. Bu sadece PKK gibi terör örgütlerine has bir durum da değildir. ABD ile İngiltere’nin Irak’a müdahalesinin gerekçesinin altında demokrasi kelimesi vardı. Arap baharında da demokrasi ve insan haklarından bahsediliyor idi. Bütün bunları bir tarafa bırakacak olur isek, Irak ve Arap baharının veya bana göre Arap kışının geldiği ülkelere barış geldi mi, burada yaşayan halklar insan haklarından ve insanca yaşamanın nimetlerin istifade ediyorlar mı? Bunun cevabını almak, anlamak istiyorum.
Yalnız, tüm bunlar karşısında, her zaman insan haklarından bahseden; Rusya, ABD ve Batıya belirli suçlar yüklemekle beraber, onlara fazlaca suç bulmakta zorlanıyorum. Olağanüstü yer altı kaynaklarına sahip, gelişmemiş Arap ülkelerindeki cehaletin ve bilimden yoksulluğun bu denli yüksek olduğu durumda, kime suç bulabilirsiniz ki! Bilimsel olarak yoğrulmamış kafalarıyla, zevk ve sefa ehli şeyhlerin ve kralların yönetimindeki bu halklardan ne olmasını bekleyebiliriz ki! Ultra modern kâşanelerinde yaşayan azınlıkların, içki dâhil Batının tüm nimetlerinden yararlandıkları gerçeği ortadadır. Peki, buna karşılık idare ettikleri halklarının durumu, elbette en az bin yıl öncesinin seviyesindedir. Sadece, son model arabaları kullanmak, bilim ve irfan sahibi olmak da değildir. Bozulan aküsünü değiştirmek yerine, yeni araba alan bir zihniyetten ne bekleyebilirsiniz ki! Asıl mesele de bu noktada yatmaktadır.
Şurası açıktır ki, tarih boyunca, ilim ve sanatta ileri olanlar; her zaman diğer halklara hükmetmişlerdir. Burada asıl mesele şudur: Birçok savaşçı kavim, bu ileri düzeydeki ülkeleri fethetmiş de olabilir. Lâkin, bir süre sonra bu barbar kavimler, bilim ve sanatta ileri olan halkların içinde eriyip kaybolmuşlardır. Bu husus asla akıldan çıkarılmamalıdır.
Tekrar tekrar yazmama rağmen; bir defa daha yazmakta yarar olduğunu zannediyorum. Zira “Et-tekrarü ahsen, velev kâne yüz seksen” (Tekrar etmek yararlıdır, bu yüz seksen defa olsa dahi)sözünü akıldan çıkarmamak gerekir. Petrol zengini tüm ülkeler, Batılıların sömürgesinde olup, bütün kaynakları onlar tarafından sömürülmektedir. Batılılar da zekâ ve bilimden uzak olan bu ülkelerin eline silah vererek, birbirlerini öldürmelerini, şeref tribününden seyretmektedir. Evet, petrol tükeninceye kadar, bu ülkelerin zavallı durumu da böylece kalacaktır. Böylelikle Batı, hem petrolü almakta ve bunun yanında bu Müslüman ülkelerde, İslamiyete de büyük darbe indirmektedirler. Maalesef, İslam liderleri, bunun farkında değildir ve aralarındaki kısır çekişmeler, her gün daha da ileri gitmektedir. Çoğunlukla böyle durumlarda, hep Allah’tan bu liderlere akıl, fikir vermesini dilerim. Fakat, bilimi olmayanın Allah’ı bile tanıması mümkün değildir. Gelişmemiş ülkelerdeki idarecilerin kafaları bilimle yoğrulmadıkça, bu süreç Batının istediği yönde devam edecektir. Saygılarımla.